Ana Sayfa  



Akınyakup



Sal 06 Mar 2007, 01:37  

Mübadele o yıllarda Hem Türkler hemde rumlar için zor olmuştur.Mübade yılları hakkında yazılan her basılı yayınında hemen hemen yazılab şudur;
    Biz Türkler ''Balkanlardan anadoluya Trakyaya geldiğimizde topraklarımızı,atalarımızın mezarlarını ve 500 yıllık bir yaşam tarzını bıraktık.Bıraktığımız yerde iyi kötü komşularımız vardı.Hepsini özlemle bıraktık.''
      Anadoludan yunanistana gidenlerde bizimle aynı şeyleri düşünüler ve söylediler.Küçük farklılıklar olsada.
Sonuçta mübadele ile gelen Türklere ''Rum bozması v.b'' gibi uygunsuz sözler söylendi,Anadoludan giden Rumlarada  farklı bir durumda değildi  onlarda aynı sözleri söylediler.Ama aramızda bir fark vardı.Biz Ana vatanımıza gelmiştik.Giden rumların böyle bir konumu söz konusu değildi.Onlar mübadeleyi hiç bir zaman kabullenmediler.
     Bu yazdıklarımla sanılmasınki  Yunanlıları yada Rumları seviyorum.Belki bazılarını İnsan olarak sever bilirim şahsım için.Ama Kurtuluş savaşında yapınlan mezalimlikleri ve hala Ülkemiz için yapılan yunan oyunlarını unutmadık.Unutamayızda.Dün Yunanlının ardında olanlar bugün terörörün arkasındadır.


 mesajı beğendiniz mi?
Saygın ÖNGEN




Sal 06 Mar 2007, 12:51  

Akınyakup arkadaşımıza ben kesinlikle katılıyorum özellikle rumlar bunu bir mübadele değil geçici yer değiştirme olarak gördüler ve ölene kadar tekrar türkiyeye dönme hayali içinde yaşadılar çünkü onların vatanı burasıydı.Anadoluya gelen türkler o zamanlar yunan olarak görüldüler bunun canlı örneği benim çünkü türkçe bilmiyorlardı o zamanki türkiye şartlarına göre çok daha modernlerdi babannem hep anlatırdı biz gelene kadar köyde masa yoktu yerde yemek yiyip otururlardı masayı bizden gördüler diye bir de yeni gelen mübadiller rum olarak görüldükleri için türkiyede oturan türkler onlara kız veya oğlan verip almak istemezlermiş ben bu kuralı bozan bir mübadil torunuyum babaannem  giritten gelme dedem ise anadolu yerlisi bir türkmendir.

Arkadaşlar okuduğum kadarıyla tarih başlığı altında açılan bu forum gitgide siyasi bir hal almaya başlamış bence bundan sıyrılıp asıl konu olan tarih ve anılara dönmek daha güzel olur ne dersiniz?


 mesajı beğendiniz mi?
hurşit saral




Sal 06 Mar 2007, 14:13  

Merhaba arkadaşlar.

Konunun daha abecesinde, kavramlarda yanılsama içindeyiz.
Rum farklı; Helen, Grek sözcükleri farklı anlam taşır.

Anadolumuz, tarihsel seyir içinde değişik adlar almıştır:
Önce, Eski Yunanlılar kendi konumları gereği buraya "Asia" demişlerdir. Ki, bu sözcük "Anatolia"dan türemiş olup, onun da anlamı; Yunanca, "doğu" demektir. kendilerine göre güneşin doğduğu yön. Aynı düşünceyle güneşin battığı yer anlamında da batıya "Avrupa" demişlerdir. sonrasında Asia sözcüğü tarihçiler ve yazarlar tarafından Ön Asya, Küçük Asya, Asya Minör diye de tanımlanmıştır.

Roma-Bizans döneminde Anadolu'nun adı; "Roma diyarı" olarak geçer. Roma Diyarı'nın, doğulular, özellikle de İslam Topluluklarınca adı "Urum, Rum" dur. Yani Rum, Anadolu Yerlisi demektir. Anadolu açıldıktan sonra, Selçuklular bile anadolu yerliliğini kabul edip; kendi ekininden çıkardığı pek çok bilim, sanat ve siyasa insanına kıvançla Rumi önadını takmıştır.

Ama, İslam Toplumları Anadolu için Rumi derken; batı toplumları / Hristiyanlık artık farklı bir kavram kullanmaya başlar. "Türkiye". Hele Osmanlılar ve Memluklular döneminde "Türkiye" öylesine kullanılır ki, Türk olmayan tüm İslam coğrafyasının adı "Türkiye"dir. Batı tarihçilerinde Memluk devletinin adı, Küçük Türkiye; Osmanlı Devletinin adı, Büyük Türkiye'dir.

Anadolu'daki Yerli Ortodokslara "Rum" deme garabeti, yakın tarihimizin oynaklığıdır. Kimi Yerli, kimi de Avar, Kuman, Kıpçak, Bulgar kökenli halkımıza Grek yada Helen anlamında Rum diyerek soyutlamak; aymazlıktan da öte ihanettir.

Yunanlılarla hem dili hemde ekini ayrı; Anadolu Hristiyanlarını / Hele ki, öz be öz Türk "Karamaniler"i, Helen saymakla kazançlı mı çıktık acaba! Hele hele 1924'lerin Yunanistanında, dil bilmez, iz bilmez, birde "Türk Tohumu" yaftasıyla yaşamak çok mu akıllıca? Acaba! Bugün en büyük Türk düşmanlarının, bu mübadil torunları olduğunu biliyor muyuz? Acaba!

Aynı seyir Yunanistan'dan gelen kardeşlerimiz için de geçerli olmuştur. Onlar "Rum Tohumu"dur. Dil de bilemezler. Yaşam biçimleri farklıdır, Anadolu Türkmen yaşamına ayak uyduramazlar. Kendi ülkelerinde soyutlanırlar. Yalnızca İstanbul'a yerleşenler ayrık durumdadır. Çünkü çoğu varsıl, aydın, sanayıci, tecimen ailelerdir. Ve bu karşılıklı göçürme örneği o zamana dek dünyada ilk tir.

Doğu Karadeniz Hristiyanları, ayrı bir konudur. Birgün ayrıntılarıyla yazarım.

Arkadaşlar tüm bunlardan sonra, bir de madalyonun arka yüzü var.
Sömürgeci / Yayılmacı devletlerin elinde kukla olan ve Kurtuluş Savaşı'nda Anadolumuzu işgal eden Yunan güçleriyle işbirliği yapan bu halk [elbetteki tümü değil, milis güçleri]; Kurtuluş sonrası süreçte nasıl erinçli yaşayabilirlerdi. Araya kan girmişti, farklılıklarda birlikte yaşama mucizesini gösterebilirler miydi? Bilinmez.  Ben Siyasacı değilim. Ama, Tarih Felsefesi açısından önemli bir kaynaktır. Daha da irdelenmesi gerekmektedir.

Tüm o dönem günahsız insanlarının anıları önünde saygıyla eğilirim.

Hoşçakalın sevgili dostlar.


 mesajı beğendiniz mi?: +2
görkem 07



Sal 13 Mar 2007, 02:00  

bende bir mübadil torunu olarak bizim buranın yerli halkı ile küçük sorunlar yaşandığını söyleyebilirim.
 ancak bu sorunlar ''siz Türk değilsiniz''boyutunda değilmiş.Ama atatürk buraya gelen her Türke selanikdeki yerleri karşılığı bir miktar yer verdiği için yüzümüze değilde kendi aralarında hala ''Atatürkün torpillisi bunların hepsi''denir.Daha 20-25 yıl öncesine hiçbir yerli antalyalı, muhacırlara kız vermezmiş:)tabii tam tersi de geçerli.Ancak artık böyle şeyler kalmadı.Hepimiz aynı toprakların çocuğuyuz.


 mesajı beğendiniz mi?
zeynep al



Sal 28 Ağu 2007, 04:34  

Babannem ve dedem yani babamın tarafı Girit göçmenleri. Dedem göç ettiğinde küçüktü ama herşeyi hala hatırlar ve anlatır, babannem ise 2-3 yaşlarındaydı. Her aile belli sayıda bavulla gemilere bindiler çünkü sayıda kısıtlama vardı ve dedemin ailesi tek bir sandık taşıdılar gemiye, herşeylerini geride bırakarak. İçi aynalarla dolu o  sandık dedemin ve babannemin yaşadıkları Urladaki evlerinde hala saklanıyor. Aileler kendilerine yakın civarda oturanlarla beraber yaşasınlar, yabancılık çekmesinler diye aynı ilçelere, köylere verildi. Benim ailem Girit İerapetra göçmeni ve kendileri gibi 50 hanelik bir toplulukla beraber Aydın'ın Tire ilçesinin Turgutlu köyüne yerleştirildiler. Ben dedem ve babennemle aynı evde yaşadım, onların Yunanca, yani Giritçe konuşmaları hep kulağımdadır. Köylerinde çok zorluklar çektiler, Giritte zeytinci idiler, birden kendilerini Turgutlu köyünde bulunca, tabii yine çiftçiliğe başladılar ama başkalarının tarlalarına gidip saatle çalışarak. Tuğladan kendilerine ufacık bir kulübe yapıp orda yaşayarak hayatlarını sürdürdüler. Dedem ve babannemin ailesi çok geçmeden vefat ettiler, sıkıntıdan denirdi hep. Ben küçükken köyün çok yaşlıları vardı, o zamanlar anlayamazdım onlarla konuşmanın ne değerli olacağını  maalesef hepsi bu dünyadan göçüp gittiler, artık o köyde yaşayan benim bildiğim sadece 2 hane kaldı. Sanırım dedem Turgutlu köyünden kalan en yaşlı göçmen. Hep acı hatıralar dinlerim göçle ilgili, birde dedemin Giritte zeytin ağaçlarının serinliğinde geçen rüya gibi çocukluğunu. Keşke Girit mübadillerimizin kayıtlarını tutup fotoğraflarını çekecek  kadar büyük olsaydım bundan 30 yıl önce. Sizlerle izninizle Giritli dedemin (Recep Ağa), yıllar önce çekilmiş çok sevdiğim biz fotoğrafını paylaşmak isterim




En son zeynep al tarafından Sal 28 Ağu 2007, 05:28 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi


 mesajı beğendiniz mi?: +1
Alev06




Sal 28 Ağu 2007, 12:28  

"GÖÇ, Ayrılırken turuncu pancurlarını aralık bıraktığımız ev - yıllarca - o açık pencereden girip  çıkacak çocukluk arkadaşın güvercinler anıların karanlık odalarına. Arkanızdan bir kova suyla sizi uğurlayan komşunuz her akşam tencereyi hızla maltıza vuracak arka bahçede, bir daha hiç  karşılaşmayacağınızı unutmak için, sırtını denize çevirmiş, gözleri dağlarda..." Cevat Çapan

Balkanlardaki diğer göçlerden, her türlü karakteristik özellikleri itibariyle ayrı bir yer ve öneme sahip 1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi. Ne var ne yoksa geride bırakılıyor. Zaten diğer Balkan göçlerinden mübadeleyi ayıran en temel fark da bu.Bıraktıkları izleri koruyup kollayacak akraba, eş, dost kalmaması... .

Mübadele, bildiğiniz gibi "değiş tokuş" demek.Mübadil sıfatının, bizim için tarihî bir anlamı var: «Lozan Antlaşması'na göre, Türkiye'de, İstanbul dışında oturan Rumlar ile değiştirilmek üzere, Batı Trakya dışındaki Yunanistan'dan getirilen Türkler.» diye özetlenmiş. Osmanlı'nın kaybettiği 1. Dünya Savaşı sonrasında  can ve gelecek korkusuyla Trakya ve Balkanlar'daki yaklaşık 650 bin  Türk'ü oldukları yerden kaldırıp Gülcemal vapuruna bindirip Anadolu'ya getiren...Erkeklerin çoğu ya dönem savaşlarının birinde şehit düştüğü ya da öldürüldüğü için çoğunlukla kadınları ve çocukları yola döken...Aynı şekilde kazanılan Kurtuluş Savaşından sonra Anadolu'dan bir milyona yakın Rum'u yollara döküp Yunanistan'a götüren...
Mübadele, bilhassa Müslüman Türkler için sıradan bir göç olayı değildir.

*Türk Mübadiller, ata topraklarında bırakmaya mecbur kaldıkları ev, bark, bahçe, dükkan ve arazilerine karşılık Türkiye’den kaçan Rumlar’dan kalan arazilerin bir bölümünü almışlardır. Dolayısıyla bilinçli hiçbir mübadil, “muhacir” sıfatını kabul etmez, her fırsatta bu sıfatı reddederek “mübadil” sıfatını taşıdığını muhataplarına ısrarla anlatır.*

Mübadil ailelerinin evlerinde bugün de Rumca Makedonca, Rumence, Pomakça, Arnavutça bilenler, konuşanlar vardır. Farklı mutfak gelenekleri devam eder.Giritli, Yanyalı, Selanikli ailelerin çocukları... Gemilerle gelirken, "Bu gidişin dönüşü yok" diye anahtar demetini denize atanlardan, geldikleri yerde on yıl sonra döneceğiz diye gün sayanlara kadar ne hatıralar, dramlar vaer mübadillerde...Yerleşik düzende yaşayanların bunu anlamaları güçtür biraz.. Mübadeleye tabi tutulan, karşılıklı iki milyona yakın insan...İnsanlar,halklar düşman değildir kendi içlerinde...Hükümetler,devletler düşman olur birbirlerine...Sevelim sevmeyelim,ama bir halkı top yekûn kötü ilan edemezsiniz.Birlikte süren yaşam koşullarında birbirlerinin düğününde oynayan,cenazesinde ağlayan insanları insan olarak düşündüğünüzde iki taraf içinde acıdır mübadele...Siz hiç evinizi bacasından tüten dumanıyla bırakarak ayrılmayı hayal ettiniz mi bilmem...Dido Sotiriu'nun Benden Selam Söyle Anadolu'ya,İvo Andriç'in Drina Köprüsü'nü,Nikos Kazancakis'in Kaptan Mihalis'ini,okuduğunuzda Anadolu'yu anayurt kabul eden duyguları da okursunuz...Yunanistan'a yolunuz düşerse birgün,önceden Türklerin oturduğu köyden bir Yunan köylüsü yol sorduğunuzda sizi şaşırtabilir.. Türkçe yanıt vererek yolu tarif eder size,bende Samsun'luyum der gözlerinden iki damla yaş süzülerek....Gözlerinize,kulaklarınıza inanamazsınız bir an...Kuşkusuz bu süreçte sıkıntılı anlar da olmuşYunanistan ile savaş başlayıncaya kadar bir sıkıntı yokmuş. Çünkü Türk ve Yunan köyleri iç içe değilmiş. Kurtuluş Savaşında Yunan ordusu bozguna uğramış, işler değişmiş. Daha savaş sırasında 1 milyon civarında Rum, Anadolu'dan kaçarak Yunanistan'a sığınmış. Bu muazzam bir nüfus artışı demekYunanistan için. Neredeyse %25... Kaçan Rumların önemli bir bölümü Müslüman köylerine yerleştirilmiş. Bir evde ikişer aile ikamet etmek zorunda kalmış aylar boyunca. Bu süre bazı köylerde bir yılı bulmuş. İster istemez anlaşmazlıklar ve sıkıntılar cereyan etmiş. Hele bir de sözleşme metnine imza atılınca, her gün eziyet katsayısı yükselmiş. Kısa zamanda toparlanmak, evi terk edip yollara düşmek o günün imkânlarına göre bir hayli zor...
Anadolu'da yerleşik olanlar önceleri mübadeleyle gelen müslüman Türkleri dışlamış,kabullenmemiştir.Osmanlı fethettiği Balkan topraklarına Anadolu'dan nüfus yerleştiriyordu. Yunanistan'dan mübadele edilenlerin ataları da bir zamanlar Anadolu'da yaşıyordu aslında. Bunlara Evlad-ı Fatihan diyoruz.Anavatana ve yeni kurulan Cumhuriyete inanıp güvenip gelenlerin ve bu vatanı, kendilerini kucakladığı için canından çok sevenlerin ,çocukları,torunlarıyız biz.Büyüklerimizin kulaklarımda çınlayan vasiyetidir:"Bu vatan bizi kucakladı,bağrına bastı,sizde bu vatanı kucaklayın sıkı sıkı sarın,kimselere bırakmayın" dediler...Mübadiller içinde vatanını sevmeyene,hele hele ihanet edene henüz rastlanmamıştır...Bir kaç kitap yine merak edenler için...

Mübadelenin Öksüz Çocukları
İskender Özsoy
BAĞLAM YAYINLARI / Araştırma Dizisi

Mübadele Çocukları
Heirs of the Greek Catastrophe. The Social Life of Asia Minor Refugees in Piraeus
Renee Hirschon
TARİH VAKFI YAYINLARI

Şahitlerin Dilinden Unutulan Büyük Göç
1923 Türk Yunan Nüfus Mübadelesi

* http://www.samsunmubadele.org.tr/b_mubadele.asp *
Bu linkte Mübadele protokolu da yer almakta merak edenler için...


 mesajı beğendiniz mi?: +1
Ahmet Çamlı




Cmt 02 Şub 2008, 04:48  

Aksaray'ın Güzelyurt ilçesinde de Mübadelenin açmış olduğu yaraların izleri var. 1924 yılına kadar Güzelyurt'ta yaşayan halkın büyük bir çoğunluğu Hristiyan ortadokslardan oluşmaktaydı. Bu yöre insanı kültür olarak türk kültürünü yaşamakta, Dil olarak türkçeyi kullanmata yazı dili olarak Rumcayı kullanmaktadırlar. kendilerine Türk demektedirler. 1924 Mübalesiyle birlikte Güzelyurt'ta( 1924 yılında ismi Gelveri) halk mübadeleyle birlikte Yunanistan'a gönderiliyor. Her yıl ilçeye Yunanistan'dan yüzlerce turist geliyor. çoğuda bu bölgeden mübadeleyle gidenler onların çocukları ve torunları. Zaten yunanistanda Nea Kalvari(Yeni Gelveri) adıyla bir bölgede kalmaktadırlar yıllar geçmesine rağmen Türkçeyi unutmamışlar ama 1924 yılındaki saf Anadolu türkçesi kullanıyorlar. Her yıl bu yüzden geleneksel ilçede Türk-Yunan Dostluk Festivali düzenlenmektedir.(Bir yıl Güzelyurt'ta bir Yıl Yunanistan'da)

Güzelyurt(Gelveri) deki mübale ile ilgili bir çok yazı bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçını burada paylaşmak istedim

Alıntı:
Acılar ve yoksulluklarla geçen Kurtuluş Savaşı bittiğinde imzalanan Lozan Anlaşması, Güzelyurt’un acılarına bir yenisini daha eklemiş. Yunanistan ve Türkiye savaş sonrası çizilen sınırların ötesinde kalan yurttaşlarını toplayabilmek için ‘mübadele’ kararı almış. Karar gereği, 1924 yılında Yunanistan’ın Selanik, Manastır, Kozana ve Kesriye bölgelerinden getirilen Türkler Güzelyurt’a, Güzelyurt’da bulunan Rumlar ise Yunanistan’ın Kavala yakınlarına, adına sonradan Nea Kalvari dedikleri bir köye yerleştirilmiş.

O günkü şartlar altında bu yer değiştirme bile başlı başına bir sorunmuş aslında. Kağnılar önce Aksaray’a taşımış Güzelyurtlu Rumları, sonra Konya üzerinden Mersin’e kadar yaklaşık 500 km yol gidilmiş. Mersin limanında günlerce vapurun gelmesi beklenmiş ve ‘Rize’ vapuru bir aydan fazla süren bir yolculuktan sonra Yunanistan’a ulaşmış. Türklerin vapur yolcuğu sırasında ise birçok kişi hastalıktan ölmüş ve ölenler denize atılmış. Yunanistan’a ulaşıldıktan sonra da sorunları devam etmiş Güzelyurtlu Rumların. Türkçeden başka dil bilmeyen, ancak yazılarını Yunan alfabesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazan bu insanlar yeni yerlerine bir türlü uyum sağlayamamış. Böylelikle özlem onların vazgeçilmez duygularından biri haline gelmiş.

Görünüşte basit gibi görünen bu nüfus hareketi, mübadeleye katılan insanların hayatlarında derin yaralar açmış. Yıllar yılı dostça ve kardeşçe yaşamış, bütünleşmiş topluluklar birbirlerinden ayrılmışlar. Anılar, evler, mezarlar, umutlar her şey geride bırakılıp gidilmiş.

Mübadeleye tanık olmuş kişilerden bugün yaşayan pek kalmamıştır sanırım. Ancak onların oğulları ve kızları dün gibi hatırlıyorlar kendilerine aktarılanları. Birçoğu güçlü bir bağlılıkla ziyarete geliyorlar Güzelyurt’u. Analarının babalarının evlerini arıyorlar, anılarını süsleyen yerleri bulmaya çalışıyorlar. Bugün karşılıklı organize edilen dostluk festivalleri sırasında Güzelyurt burada yaşamış Rumların yakınlarının akınına uğruyor. Geç de olsa yaralar sarılmaya, dostluklar tazelenmeye çalışılıyor.

Kaynak: Yavuz İşçen - Kapadokya Dergisi-Sayı 2

TÜRKÇE KONUŞAN HRİSTİYANLAR

Alıntı:
Orta Anadolu'da yaşayan Rumlar'a ‘‘Karamanlılar’’ denirdi. Bunlar Ortokods Hıristiyandı; ama Rumca bilmiyorlardı. Ana dilleri de Türkçe'ydi. Bu yüzden aslen Türk oldukları, sonradan Hıristiyan oldukları söyleniyordu. Ancak 1924'te mübadele sırasında Anadolu'daki tüm Rumlar Yunanistan'a göç ederken, Karamanlılar da Hıristiyan oldukları için Rum kabul edildiler. Kapadokya'dan Yunanistan'a gittiler; ama orada da ana dilleri olan Türkçe'yi korudular. Öyle ki, Yunanistan'da doğmuş, bugün 50 yaşlarında olan çocukları bile Orta Anadolu şivesiyle Türkçe konuşuyor. Anadolu'ya olan bağlılıkları ise hala sürüyor. Hacettepe Üniversitesi'nde sosyal antropoloji yüksek lisansı yapmakta olan Ahmet Arslan, 1993'ten beri Kapadokya bölgesi üzerine çalışıyor. Güzelyurt (Gelveri) kasabasından 1924'te nüfus mübadelesiyle Yunanistan'a göç eden Karamanlılar'la ilgili olarak TRT için yapılan bir dizinin danışmanı. Geçen ağustosta Yunanistan'dan gelerek ana yurtlarını ziyaret eden Karamanlılar'la Gelveri'de buluştu. Burada yaptığı röportaj ve araştırmaların bir bölümünü Hürriyet için yazdı.

1924'te Lozan Anlaşması gereğince Yunanistan'la Türkiye arasında kararlaştırılan mübadele iki ülke arasında büyük bir nüfus değişimine yol açmıştı. Anadolu'da yaşayan bütün Rumlar Yunanistan'a, Batı Trakya hariç Yunanistan'da yaşayan bütün Türkler de Türkiye'ye göç etmişti.

Aksaray'ı merkez alarak yaptığım araştırmalar sırasında buradaki eski yaşamla ve bölgenin eski sakinleri ‘‘Rumlar’’la ilgili bazı hikayeler duyuyordum. Geçen yıl bu konuda ilginç bir haber aldım. Tarihe karıştığını zannettiğimiz, bölgenin eski sakinlerinden bir kısmı, her yıl Aksaray'ın Güzelyurt (Gelveri) ilçesinde kısa bir süre için gözüküyordu. 1924'te Yunanistan'a gönderilen halktan bir kısmı hemen her yıl vatan özlemiyle gelip buraları ziyaret ediyor, eski evlerini buluyor, kiliselerinde dua edip Yunanistan'a geri dönüyordu.

Bunun üzerine Gelveri'ye yönelik ön araştırmalara giriştim. Bu aşamada daha şaşırtıcı bir bilgi çıktı karşıma. Gelveri'de eski evlerin kapı üstlerinde Yunan alfabesiyle yazılmış Türkçe yazılar vardı. Eğer buradan gönderilenler ‘‘Rum’’ idiyse neden Türkçe konuşmayı ve yazmayı tercih ediyorlardı? Tarih, anadilleri Türkçe olan, soyca da Türk oldukları iddia edilen Ortodoks Hıristiyan Karamanlılar'ın 1924'teki mübadelede Yunan sayılıp Yunanistan'a gönderildiğini kaydediyordu. Karamanlılar'ın yaşadıkları yerleri ayrıntılı olarak incelediğimde üzerinde çalıştığım bölgeyle çakıştığını gördüm. Buradan ‘‘Rum’’ diye gönderilenler ve her yıl vatan özlemiyle ziyarete gelenler Karamanlılar olabilir miydi?

BİR VASİYET TURİZMİ

Uzun zamandır Gelveri'de görülmeyen ve bir daha gelmeleri beklenmeyen sırrı çözülmemiş bir toplumun üyeleri olan bu insanlar, geçen ağustos ayında yine Gelveri'deydi. Türkiye'de Yunan, Yunanistan'da Türk kabul edilen, Anadolu'nun binlerce yılllık kültür mirasına sahip bu insanların ilginç öykülerini dinleme ve bazı özel anlarına/anılarına ortak olma şansı doğmuş oldu böylece... Marika, Doroteus, Haralambos, Alexis, Feodora ve daha niceleri vatan özlemiyle Orta Anadolu'nun bozkırlarına atıyorlar kendilerini. Kimileri doğduğu toprağı tekrar göremeden bu dünyaya gözlerini kapatan ana-babalarının vasiyeti üzerine yola çıkmış. Onlar Yunan vatandaşı ve anadilleri Türkçe. Bazılarının soyadı bunun belgesi gibi: Demiroğlu, Tekeyörüğü, Çekmezoğlu...

Tarih 8 Ağustos 1998. Gelveri meydanı Anadolu'nun eski günlerinden birini yaşıyordu. Alexis ile Mehmet, Haralambos ile Hüseyin, Kaplanis ile Ahmet, Feodora ile Zeynep, Maria ile Fatma bir aradaydı yıllar sonra.

Tahmin dilebilenin ötesinde sıcak bir karşılama anıydı bu. Birbirini hiç tanımayan insanlar (aynı toprağın çocukları olduklarını bilerek) öz kardeşleri gibi birbirlerine sarılıyorlardı. Yunanistan'dan gelenler yanlarında birçok küçük hediye paketi getirmişti. Sohbet ve dostluk koyulaştıkça birbiri ardına hediyeleri önümüze koyuyor, ellerindeki herşeyi paylaşmaya çalışıyorlardı. Arada bir de sitem etmeden duramıyorlardı: ‘‘Siz niçin gelmiyorsunuz Yunanistan'a?’’

ORTA ANADOLU ŞİVESİ

Çoğu Türkçe konuşuyordu. Yaşları genelde 50 civarındaydı. Onlar Yunanistan'da doğmuştu fakat babaları buralıydı.

Çocukluğu burada geçen yaşlılardan gelen olmamıştı bu yıl. Orta Anadolu şivesiyle konuşuyorlardı. Bazıları çocuklarıyla birlikte gelmişlerdi. Çocuklar 20 yaş civarındaydı ve hiç Türkçe bilmiyorlar, bilmediklerine hayıflanıyorlardı. Dedelerinin evinde yaşayan Müslüman amca ve teyzelere sarılıyor, kendilerini buraya ait hissediyorlardı.

Selanik'te tıp öğrenimi gören Maria Anthopoulou da bunlardan biri:

‘‘Buraya ilk kez geliyorum ve çok çok etkilendim. Yunanistan'a vardığımda tüm arkadaşlarıma bu geziden söz edeceğim. Bu benim için sıradan bir gezi değil, hayatımın en büyük tecrübesi oldu. Ama Türkçe bilmediğim için kendimi çok rahatsız hissettim. Dedem 1924'te Kaymaklı tarafından Yunanistan'a gelmiş. Ben burayı daha önce hiç görmemiş olmama rağmen kendimi buraya ait hissediyorum. Buraya tekrar geleceğim. Tabii arkadaşlarımla birlikte ve Türkçe öğrenmiş olarak. Çocukluğumu hatırlıyorum. Büyükannem hep Türkçe konuşurdu ve ben onu anlamazdım.’’

Türk, Urum bir idi

Kiryaki Philippidis, Yunanistan'dan ziyarete gelmiş bir Karamanlı. Niğde Gölcük'lü olduğundan o da diğerleri gibi Orta Anadolu şivesiyle Türkçe konuşuyor. Ailesi 1924'te Yunanistan'a göç etmiş. Ama aile Yunanistan'a gittikten sonra da ne Anadolu'yu, ne Türkçe'yi unutmuş. Philippidis, Gelveri'yi de iyi biliyor. Burada şimdi otel olan eski mektepte Yunan harfleriyle Türkçe öğrenim verilirmiş. Gelveri dışına gidip gelen, çevredeki Rumlar'la ilişkileri olanlar dışında hiçbir Karamanlı Rumca bilmezmiş. Hele kadınların hemen hemen tümü yalnızca Türkçe bilirmiş.

Kiryaki Philippidis'le birlikte Gelveri'nin eski fotoğraflarına bakıyoruz. Anlatıyor:

‘‘Bunlar hep o eskilerdendir. Burası şimdi bizim kaldığımız otel. Eskiden mektepti. Bu mektepte Türkçe okur, Türkçe konuşurlardı. Onun için Rumca bilmiyorlardı.’’

Soruyoruz:

Dersleri veren hocalar Hıristiyan mıydı?


- Hıristiyandı. Benim kaynata da Gölcük'de ders verirdi. Okuturdu hem Rumları hem Türkleri.

Burada yaşayanlar zaman içinde konuşmaya konuşmaya Rumcayı unutmuş olabilirler mi?

- Belkim. Anamın anasının anası da Türkçe konuşurdu. Gölcük'te Türk, Urum bir idi.

Siz eski evinizi bulabildiniz mi?

- Evet, bulduk. Babamın evinde oturan adam diyor ki: ‘‘Biz bu kadar senedir bekliyorduk. Çünkü anam ölmeden evvel vasiyet etmişti, 'eğer evime gelirlerse torunları neyim, hısımsınız. Bunları evimde oturtun, gelirlerse rahat ettirin, evde tutun, misafir edin' demişti.’’ Şimdi bana diyor ki ‘‘gaçmayacan.’’ Ben dedim: ‘‘Yarın gelecem, gaçiiim de yarın yine gelirim.’’ Babam bana evi nasıl anlattıysa öyle. Yokarı oda, aşağı oda, burda tandırdı, orda ambar varıdı, teneyi (buğdayı) koyarlarmış... Babam bana hepsini anlatmıştı. Şimdi adam ‘‘Anam bana vasiyet etti ama çok geç geldiniz’’ diyor. O kadar seneler geçti gelemedik, hencik (şimdi) saati geldi, geldik. Anaları demiş ki bunlara ‘‘Bu evin esas sahibi Doroteus'tur. Oğlum, gelen soran olursa de ki ev budur.’’

Sizinkiler birdenbire mi gitmişler Yunanistan'a, yoksa bir hazırlık devresi olmuş mu? Babanız gidişlerini size nasıl anlattı?

- Bizimkiler Yunanistan'a gitmeden bir sene evvel Yunanistan'dan buraya muhacirler gelmiş. Eski evimizde oturan bu adam diyor ki: ‘‘Bir sene babanlan beraber yaşadık.’’ Onlar geldi, bir sene sonra da bizimkiler gaçtı (gitti).

Aynı evde mi yaşamışlar?

- He beraber oturdular. Benim babamlar aşşağı kata inmiş, yokarı odada da bunlar otururmuş. Aynı evde kalmışlar ama bizimkileri yokarıdan aşşağıya indirmişler. Siz geçeceksiniz inin aşşağıya, buraya yeniler gelecek demişler.


Araştırma: Ahmet Arslan ( Kaynak )

**************************************************************

Mübadele ile ilgili Milliyet Gazetesinin bir araştırması""- Mübadele Allahın belası bir şeydi""


 mesajı beğendiniz mi?
suatak



Prş 05 Şub 2009, 04:16   selanikten niğde ye

1926 senesinde selanikten niğde hacılara gelmişiz. soy lakabı macaroğlu , aldığımız soyadı okşaş. selanikteki yerleşim yeri veya başka türlü bilgisi olan arkadaşlardan yardım bekliyorum.

 mesajı beğendiniz mi?
suatak



Pts 16 Şub 2009, 04:06   yanlışımı düzeltme.

araştırmalarım sonucu bir üstteki mesajımın tamamiyle yanlış olduğunu öğrendim.
anladığım kadarı ile doğrusu şudur:
1924 senesinde Selanik, Kozana Hacılar köyünden Niğde Tırhan köyüne gelmişiz.bu köyde 2 sene kaldıktan sonra Sakarya Arifiye ye göç etmişiz..
Kozana ile ilgili bilgisi olan arkadaşlardan yardım bekliyorum.mesela hacilar köyünün şimdiki adı nedir.


 mesajı beğendiniz mi?
bahri karateke



Pzr 22 Mar 2009, 17:08  

ben bahri karateke nigde merkez hasaköy dogdum hasaköyde büyüdüm 45 yaşındayım.dedem selanik .kozana.köseler köyünden gelmiş.baba.annem.çarşambalı.köyünden.gelmiş.annem.tarafıda köseler köyünden gelmişler.dedem.5.kardeşlermiş.2.kız 3 erkek.kozanadaki lakapları.karalar.dedemin.diger akrabaları.manisa.turgutlu da.veankarada var.dedemin anlatıgını bende yazmak istedim .dedemin anlatıgına göre çok güzel yer oldugunu anlatırdı köseler köyünün anlatıyorum ben dedemin anlatıgına bütün kalbimle inanıyorum kozana ve diger yerlerin çok mükemel oldugunu ve verimli toprakların oldugunu anlatırdı bende bu topraklarda yaşamak isterdim fakat karderin cilvesimi desek bizi atayurdunda yaşamayı reva gördüler bizler zülüm etiler çeşitli işkenceleri yaptılar ve bu nedenle göçe zorlandık ya din degiştireceksin yada terk edeceksin diye iki seçenek sundular .allaha şükürler olsunki ikinci seçenegi seçtik ve ana vatana gelmişler.kozanadan gelen ve bu yazdıklarımı okuyupta tanıdıgınız varsa yazar sevinirim.saygı ve şükranlarımı arz ederim. selam ve dua ile.muhacir torunu .exsalans lakaplı bahri.


 mesajı beğendiniz mi?
Mesajları seç: