Ana Sayfa 882 bin Türkiye Fotoğrafı
Türkiye'deki ilk uçak fabrikası ve Nuri Demirağ
Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Okan Akin

8 yıl önce - Çrş 19 Tem 2006, 16:59
Türkiye'deki ilk uçak fabrikası ve Nuri Demirağ


Nuri Demirag, 1936 yilinda havacilik sanayiinin ilk temellerini atmaya basladi. Ilk is olarak 10 yillik devreyi kapsayan bir plan - program hazirlatti. Bu program geregi, Besiktas Barbaros Hayrettin Iskelesinin yaninda Tayyare Etud Atelyesini kurdu. Bu tayyare atolyesi kisa bir surede dev bir fabrika haline geldi.

Yesilkoy'de Elmas Pasa ciftligini tayyare meydani yapmak icin satin aldi. 1000 X 13000 metre boyutlarinda duz bir tayyare alani yaptirdi. Bunun bir ornegi de o siralar Avrupa'nin en modern havaalani olan Amsterdam'da vardi. 1937-1938 yili icinde Turk Hava Kurumu 10 okul ucagi ve 65 planor siparisinde bulundu.

Istanbul fabrikalarinda yapilan ilk yerli Turk ucagi, 1941 yili agustosunda Nuri Bey'in dogdugu yer olan Divrigi'ye ucarak gidip gelmisti. Halki da heyecanlandiran bu tur gosterilerin yararli oldugunu dusunen Nuri Bey Eylul ayinda 12 ucaklik bir filoyu, Bursa, Kutahya, Eskisehir, Ankara, Konya, Adana, Elazig ve Malatya rotasinda ucurarak halka kendi tayyarelerimizle goklerimizi kendimizin koruyabilecegini gostermek ve onlara inanc vermek istemistir.

Nu.D.38 tipi yolcu ucagi, tamamen Turk muhendis ve iscilerinin ortaya cikardiklari Turk tipi bir ucaktir. 6 kisilik yolcu ucaginin cift pilot kumandasi bulunmaktadir. Saatte 325 kilometre hiz yapabilmekte ve 1000 km ucabilmektedir. Turk Hava Kurumu, Nuri Demirag'in fabrikalarina siparis vermis oldugu bu ucaklari almaktan vazgecmistir. (nedeni tamamiyle siyasidir)



 



Nuri Demirağ ve yaptıkları,

1936'da ilk turk ucagini yapti.

Ilk muhalafet partisini kurdu.

Ankara'nin dogusuna ilk demiryolunu yapti.

Ilk yerli parasutu yapti.

1922'de ilk turk sigara kagidini uretti.

Bursa'da Sumerbank'in Merinos fabrikasini kurdu.

Istanbul bogaz'ina ozel kopru yaptirmayi projelendirdi.

Ilk sehir ve koy planlarini hazirladi.

1942'de Keban'a baraj yapilmali dedi.

Karabuk'te Demir ve Celik fabrikasini kurdu.

Izmit'te Seluloz fabrikasini kurdu.

Sivas'ta Cimento fabrikalarini kurdu.

Istanbul'daki buyuk hal binasini yapti.

O, CUMHURİYETİ ÖZÜMSEMİŞ, İDEALİST BİR VATANSEVERDİ.


Mahmut Önal
7 yıl önce - Çrş 16 Ağu 2006, 10:59

nuri demirağ bu cumhuriyete cok buyuk hizmetler edecek bir insandı fakat o zaman ki swiyasetciler herhalde onu anlayacak seviyede degildi yaptıgı ucaklardan bize kalan tek bir kopya bile yok ucanturk dergisinin bazı sayılarında nud-38 ucagının fotografları yayınlanıyor arada bir onun dışında hala hakettiği degeri bulmus degil

oderman

7 yıl önce - Prş 07 Arl 2006, 11:35
Nuri Demirağ fotoğraf Arşivi ve dahası


Selamlar wowturkey dostları

Türkiye'de sivil havacılığının engellenme çalışmaları başlıklı benzer makaleyi de okumanızı tavsiye ederim

Havacılığa gönül vermiş birisi olarak elimde kapsamlı bir fotoğraf arşivi var. Bu başlığı benden önce açtığınıza göre bu başlık altında ilgili fotoğrafları vakit buldukça sizlerle paylaşmaya karar verdim.

İlk olarak İstanbul Atatürk hava limanı yanındaki HvKK'lığına bağlı Hava Müzesinden bir resim paylaşıyorum. Nuri Demirağ tayyare fabrikasından bir tabela:
Resim küçültüldüğü için okunmayabilir diye resimdeki metni de yazıyorum:

Tabelada üstüste çizilmiş 6 uçak kanadı üzerinde ikaz edilen konular yeralıyor.
Alıntı:

Nuri Demirağ
Mektebinin Şakirdlerine (Okulunun Öğrencilerine)

İşretten,
Oyundan (Kumar, doğar)
İffetsizlikten,
Eğrilikten,
Tenbellikten,
Zulümkarlıktan,

Sakınınız!

Bu altı kanatta yazılı altı nevi fenalığı havada, denizde ve karada yapmıyacağımıza, yapanları gücümün yettiği, dilimin döndüğü kadar uğraşarak yaptırmamaya çalışacağıma, namusum, vicdanım, şerefim, varlığım,  benliğim hulasa vatanım ve öz Türklüğüm namına and içiyorum.
Ömrüm boyunca bu sayılı fenalıklardan herhangi birini işlersem, ve başkalarının fenalıklarını da usanmadan asla fütur getirmeden telkin ve men'e çalışmazsam gökler başıma yıkılsın, yerler beni yutsun, ırmaklar ve denizler beni boğsun. Hasılı her türlü felaket beni yok etsin.


 

(+)




Ne hayat Felsefesi ama?



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

AŞAĞIDAKI YAZI AKSIYON DERGISININ INTERNET SITESINDEN
ALINMIŞTIR. (yayınlanan diğer sayfa için burayı tıklayınız -eski bir site uzun süredir güncellenmemiş)

Ilgili resim arşivi için burayı tıklayınız (-eski bir site uzun süredir güncellenmemiş)

 
 
Alıntı:

|  Semih İnceöz - Sayı: 80 - 15.06.1996  

Nuri Demirağ

“Madem ki bir millet teyyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lutfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim. "

1932'de bu sözleri söyleyerek Türkiye'de ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ, o yıllarda Türkiye'de, dünya standartında uçak yapmış; ama siyasi çarkları aşmasına müsaade edilmemişti. Türkiye için son derece hayati önemi haiz bu ilk uçak sanayii müteşebbisinin şimdiye kadar bilinmeyen hayat hikayesini Aksiyon gündeme getiriyor.


Montaj sanayii mantığına karşı Çıkarak kendi teknolojimizle birlikte kendi sanayimizi de kurmamız gerektiğini söyleyerek hem ileri görüşlülük gösteren ve hem de devrin zenginlerinden ayrılan Nuri Demirağ şöyle konuşuyordu:

"Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demade şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir. "

Milli sanayi ve milli kalkınma konusundaki tavizsiz çabaları Nuri Demirağ'a pahalıya malolacak ve bir süre sonra önü kesilecektir.

Nuri Bey 1882 yılında Sivas'ın Divrik kazasında doğdu. Hayata atılışı ise Divrik Rüştiye Mektebi'ni bi tirmesiyle başladı. Okuldaki başarısı nedeniyle muallim vekili olarak okulda alıkonuldu ve bir süre bu vazifeye devam etikten sonra, 1906 yılında Ziraat Bankası'nın açtığı memurluk sınavını kazanarak, bankanın Kangal kazasındaki şubesine tayin edildi. Uzun yıllar bu vazifeye devam eden Nuri Bey, maliye şubeleri müfettişi olarak Istanbul'a geldi.

O yıllarda Birinci Dünya Savaşı'nda hüsrana uğramamızın neticesiyle azınlıklarda bir şımarma başlamış; bu şımarma yer yer, özellikle Beyoğlu ve Galata taraflarında gruplaşmalara ve TürkYer'e karşı çirkin sataşmalara kadar uzamıştı. Nuri Bey de hüsrana uğramış bir devletin gariban bir memuru olarak, bu sataşmalardan nasibini almış, bir çok hakarete maruz kalmıştı. Böyle ağır hakaretleri içine sindiremeyen Nuri Bey, "Milli haysiyet ve şerefi, üç buçuk Palikaryanın ayakları altında çiğnenen bir hükümete memurluk edemem" diyerek görevinden istifa etti.

MÜTEŞEBBİSLİGE iLK ADIM

Nuri Bey, bundan sonra ne yapacağını düşünürken bir gün Tahtakale'den geçtiği bir vakitte gözüne bir sigara kağıdı ilanı ilişmişti. Bu kısacık yazıdaki sarf ve imla hatası, onu fena sinirlendirmişti. Kendi kendine "Eğer şu atölye benim olsaydı, hem sigara kağıdının adında, hem de ilanında bir güzellik ve münasebet olurdu" demiş ve müteşebbislik için ilk adımı atmıştı. Cepte 56 altı,n ya da 252 kağıt lira sermayeyle, Ketenciler'de Sabuncu Han yanında küçük bir dükkanda, "Türk Zaferi" isminde sigara kağıdı üretmeye başlıyordu. Sigara kağıdı üretimine girmesinin ve mamüle bu ismi vermesinin sebebi de manidardır; o sıralarda sigara kağıdı üretimi azınlıkların elindedir ve ürettikleri sigara kağıtlarına Osmanlı'nın hayır müesseselerinin adı verilerek, Türkler'i küçük düşürmek istemektedirler. Ve Türkler'den kazandıkları paraları da mensup oldukları milletlerin örgütlerine göndererek, Türkler'e karşı silahlanmalarını sağlamaktadırlar. Bu yüzden Demirağ, bun lara karşı bir hareket olarak, tüm cesaretiyle bu işe girer.

Istanbul ve Anadolu, yerli malı kağıdı kapışır. Bu sayede Nuri Bey'in kazancı günden güne artar. Bu teşebbüsün üzerinden henüz üç buçuk sene gibi kısa bir süre geçmesine rağmen iki yüz elli iki lira kağıt para ile işe başlamış olan Nuri Bey'in elinde tam seksen dört bin liralık büyük bir kazanç vardır. Nuri Bey kazandığı paraya, kendi şahsi parası olarak bakmıyor, "Ben bu parayı cemiyetten kazandım, onu cemiyete faydalı işlerde kullanmalıyım" diyordu.

Nuri Bey, bu ilk büyük başarısından sonra, artık bununla yetinmek istemiyor, daha büyük işlere atılmak istiyordu. Fakat elindeki para henüz buna kafi gelmediği için, şimdilik küçük bir atılımla kantariye, ithalat ve ihracat yapmaya başlamıştı. Tütün gümrüğünde, Limon Iskelesi Caddesi'nde, 14 numaralı mağazada bir süre bu işlerle uğraştı.

Nuri Bey bir taraftan bu ticaretle meşgul olurken, diğer taraftan da Milli Mücadele'ye fiilen iştirak ediyor, İstanbul'da büyük bir faaliyet gösteren Müdafai Hukuk Cemiyeti'nin Maçka mıntıkasını idare ediyordu. Gündüzleri kendi ticari işleriyle uğraşırken, geceleri de boş durmuyor, cemiyet mensupları ile toplantı yapıyor, cemiyete yeni alınanlara yeminler ettiriyordu.

İLK BÜYÜK MÜTEAHHİTLİK

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında demiryollarını millileştirme politikası gereği daha önce Reji ]eneral isminde bir Fransız şirketine ihale edilen Samsun-Sivas demiryolu hattının inşasının Türk müteahhitlerine verilmesi kararlaştırılmıştı.Nuri Bey, bunu duyunca hiç vakit kaybetmeyerek ihaleye girer ve ilk etapta yapılacak olan yedi kilometrelik kısmı 210 bin lira gibi düşük bir fiyatla alır. İhalenin geri kalan kısmını da, yapıp yapamayacağını denemek için yine Nuri Bey' e verirler.

Nuri Bey hakkında bir çok araştırma yapmış olan torunu Adnan Baykal anlatıyor: "Dedemin bu hareketi Türk işçi tarihinde bir dönüm noktasıydı. Şimdi demiryolu olayına baktığınız vakit, onun arkasında bir politika yatar. Osmanlı zamanında doğuda demiryolu yapmamıza Ruslar izin vermiyordu. Bu yüzden kurtuluş harbinden sonra Ankara'nın doğusunda tren yolu yoktur. Esasen dedemin bu teşebbüsü harbden sonra rüştümüzü isbat etme açısından çok önemlidir. "

Nuri Bey, ozamanlar tapu dairesinde mühendislik yapan küçük kardeşi Abdurrahman Naci Bey'i memuriyetinden istifa ettirir ve ona sermaye vererek kendisine ortak yapar. Abdurrahman Naci Bey'le birlikte ve yalnız olarak, köprü ve tüneller hariç toplam 1250 kilometre demiryolu yapar, -ki- günümüzde yaklaşık olarak 10bin kilometre demiryolu olduğunu düşünürsek bu rakamın ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Bunun bin kilometrelik kısmının Nuri Bey tarafından yapılması büyük bir şeydir. Tabii demiryolu derken bunu sadece rayların döşenmesi olarak düşünmemek gereki yor. Bunun köprüsü, tüneli var. Engebeli arazide dağlar delinerek, çok büyük taşlar-kayalar kırılarak yapılan zor bir demiryoludur bu.

Nuri Bey'in üstlendiği, Samsun'dan Erzurum'a kadar uzanan bu demiryollarının yapımında o çevrenin halkı çalışır. Halkı çalıştırmak da ayrı bir konudur.

Kızı Gülbühar Erdinç'i dinliyoruz: "Sivas-Erzurum demiryolunun yapımında insanların çalıştınlması çok enteresandır. Bize anlatırdı; o zamanın Anadolu insanı çok çalışmazdı. Aza kanaat ederdi. Babam Halep'ten, Şam'dan kumaşlar, incik boncuklar getirmiş. Onlara işletip, dokutturup sattırmıştır. Yani oradaki insanlar, almanın-satmanın zevkine varabilsinler diye. İnsanlan böyle çalışmaya alıştırarak o demiryollarını yapıyor. Demiryolu yapımında oranın insanını çalıştırıyor. Bize hep insanlann çalışmasıiçin bir hedefleri olması gerekir derdi. Babam aynea, çalışan işçilerin başında olmak için çoğu zaman paltosunun üzerinde yatardı. Günlerce yatak yüzü görmediği olmuştur. "

Nuri Bey'in başarısı, Samsun'dan Erzurum'a kadar demiryolu döşemekle kalmamıştı. Samsun'dan başlayan ilk taahhüdüyle birlikte, Fevzipaşa - Diyarbakır, Afyon - Dinar, Sivas - Erzurum, ırmak - Filyos hatlarını yaparken, bir yandan da büyük inşaat işlerine atılarak, Bursa'da Sümerbank'ın merinos, Karabük'te demir ve çelik, İzmit'te selüloz, Sivas'ta çimento fabrikalarıyla, İstanbul'daki büyük hal binasını ve Eceabad - Havza şosesini yapmıştı. Tüm bu işleri yaparken, yaptığı her eser için de bir çeşme yaptırmayı da ihmal etmemişti. Sayıları elliyi geçmiş olan bu çeşmelerin bir çoğu hala kullanılmaktadır.

O sıralar soyadı kanunu ÇıkmıŞtı. Atatürk, Türkiye'nin bir çok yerini demir ağlarla ören Nuri Bey'e "Demirağ" soyadının verilmesinin uygun olacağını i söyleyince, o da dedelerinden gelen "Mühürdarzade" lakabı yerine Demirağ soyadını almıştı.

T.C.'NIN ILK UÇAK FABRIKASı KURULUYOR

1930'lu yıllara gelindiğinde dünyada ve Türkiye'de ekonomik sıkıntı had safhadaydı. Bu yüzden orduya uçak ve benzeri ihtiyaçlar ancak halkın himmetleriyle alınabiliyordu. O yıllarda ilginç bir kampanya düzenleniyor ve her ilden toplanan paralar ile bir uçak alınıyor ve alınan uçağın kuyruğuna da o ilin ismi yazılıyordu. Bunun yanında zengin işadamları da tek başlarına uçak alarak devlete hibe ediyorlardı. O zaman da uçağın kuyruğuna o işadamının ismi yazılıyordu.

İşte yine böyle bir himmete başvurulmuştu ve büyük işadamlarından yardım talep ediliyordu. Tabii bu himmetle Nuri Demirağ da muhataptı. Gerisini ilk damadı Mansur Azak anlatıyor: " 1932 senesinde gazetelerde bir havadis var. Diyor ki havadiste, bu memlekette uçağa ihtiyacımız var. Uçak fabrikamız olmadığı için parayla satın alıyoruz. Devletin bütçesi de o zaman 200 milyon lira. Diyorlar ki bir kampanya açalım. Milletin himmetine baş vurup para toplansın, bu paralarla uçak alalım. O zamanlar Ankara'nın en zengini Vehbi Koç 'tu. Vehbi Koç'a gidiyorlar ve durumu izah ediyorlar. Hay hay diyor, ne kadar verelim? Gönlünüzden ne kadar koparsa diyorlar. Ve Vehbi Koç da çıkarıp 5 bin TL veriyor. Daha sonra Abdurrahman Naci Bey'e geliyorlar. Durumu izah ediyorlar. Abdurahman Naci Bey'de 120 bin TL veriyor. Sonra da Nuri Demirağ'a geliyorlar ve durumu izah ediyorlar. Nuri Bey de 'Siz ne diyorsunuz? Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet teyyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lutfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim' diyor. Sonra da hazırlıklara başlıyor."

Zaten senelerden beri Nuri Bey'in aklı fikri bu işte idi ve kendi kendine, "Göklerine hakim olamayan milletler, yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkumdur", "Zafer süngünün ucunda değildir. Zafer kartalı süngünün ucundan kalktı, havalandı, tayyare kanadının üstüne kondu" gibi vecizeler üretiyordu. Önüne çıkan bu fırsatı değerlendiren Nuri Bey, yanına aldığı mühendis ve teknisyenlerle seyahatlere çıkarak incelemelerde bulunmaya başladı. Almanya, Çekoslovakya ve İngiltere'deki uçak fabrikalarını gezdi.

Nuri Demirağ büyük sabır ve azimle işe atılmış ve yanına aldığı bir çok mühendis ve teknisyenle hızlı bir çalışmaya başlamıştı. "Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir" diyen Nuri Demirağ, 1936 senesi ortalarına doğru uçak fabrikası için hazırlıklara başlamış ve ilk etapta on senelik bir program yapmıştı. 17 Eylül 1936'da da fiilen teşebbüse geçti ve bir Çekoslovak firması ile anlaşarak Beşiktaş'ta Hayrettin İskelesi'nde, bugün Deniz Müzesi olarak kullanılan, o zamana göre modern bir bina yaptırdı. Programa göre burası etüt atölyesi olacak, asıl büyük fabrika da memleketi olan Sivas Divriği'de kurulacaktı.

Bu arada Türk Hava Kurumu ıo tane eğitim uçağı ve 65 tane de planör siparişi vermişti. Nuri Demirağ ve ekibi, bir yandan bu siparişleri yapmak için tüm gay retlerini sarfederken, bir yandan da yepyeni bir model geliştirmişlerdi. Bu Nu.D.38 ismini taşıyacak olan altı kişilik, çift motorlu, gövdesi alüminyum kaplama bir yolcu uçağı idi.

Türkler'in kendi uçaklarını kendilerinin yapması belli başlı uçak fabrikalarını endişelendirmişti. Ama yine de Türkler'in iyi bir uçak sanayii kurabileceklerine inanamıyorlardı.

Nuri Demirağ'ın Beşiktaş'taki fabrikada yapılan ve hiç bir bozukluk göstermeden başarılı uçuşları na devam eden uçakları, Türkiye'de olduğu kadar yurtdışında da büyük yankılar uyandırmıştı.

Hele çift motorlu, barışta yolcu uçağı, savaşta istenildiği zaman eksiksiz bir bombardıman uçağı görevini görecek şekilde yapılan ve saatte 270 kilometre hıza ulaşan, 5 bin 500 metre yükseğe çıkabilen 'Nu.D.38'in yapılması, dünya uçak sanayicilerinin dikkatini birden Türkiye'ye ve Nuri Demirağ'ın uçak fabrikasının üzerine çekmişti.

Türkler'in kendi uçaklarını kendilerinin yapması belli başlı uçak fabrikalarını endişelendiriyordu. Özellikle İngiliz ve Almanlar'dan başka Amerika'nın endişeleri daha büyüktü. Gerçi Türkler'in bu işin altından kalkabileceklerine inanmıyorlardı; fakat bu iş gerçekleşirse, ileride bir pazar kaybetmenin endişesi içerisindeydiler. Bu düşüncedeki Amerikan Uçak İmalatçıları Birliği, Türkiye'ye tetkikierde bulunmak üzere birliğin başkanı Bay Todd'u göndermişti.

PILOT YETIŞTiRILECEK 'GÖK OKULU' YAPILIYOR

Artık iş büyüyor; faaliyetinin sınırları genişliyordu. Atölyede yapılan uçakların testleri için bir piste ihtiyaç vardı. Bu yüzden Yeşilköy'de, şu anda Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan, Elmas Paşa Çiftliği'ni satın alarak, orada 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde, 1000x1300 metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırdı. Bu sahanın üzerine bir de, Nuri Demirağ Gök Okulu, uçak tamir atölyesi ve hangarlar yapıldı.

Bu tesisleri yaptıran Nuri Demirağ, "Türk'ün yaptığı uçakları elbette Türkiye'de yetişen pilotlar uçuracaktır" düşüncesiyle hareket ediyordu. Bu yüzden havacılık üzerine eğitim verecek 150 yataklı bir yurdu da bulunan 'Gök 0kulu'na, üniversitede okuyan veya mezun olmuş öğrenciler alınıyor ve uçuş eğitiminin yanısıra uçağın teknik yapısıyla ilgili eğitimler de verilerek pilot yetiştiriliyordu.

Yeşilköy'deki okuldan önce, doğduğu yer olan Diyriği'nde de bir Gök Ortaokulu açan Nuri Demirağ, Türk gençlerine havacılığın zevkini aşılıyordu. Öğrencilerin yemek, içmek, yatmak, öğrenim gibi bütün masraflarınıkarşılıyordu. Başarılı olan öğrencileri yaz tatillerinde İstanbul'a getiriyor ve uçmaya özensinler diye onlara uçuş dersleri verdiriyordu. Bu yüzden içlerinden bir çoğu pilot olmuştu. Hepsi ile ayrı ayrı ilgileniyor, her birine ayrıca ayda ISO lira aylık veriyordu. Gök Okulu öğretmenlerinin aylığı ise 350 liraydı. Nuri Bey'in Gök Ortaokulu'nda okuttuğu öğrencilerinden Dr. Rahmi Karahasan o günleri şöyle anlatwor:

"Nuri Demirağ Divriği'ne okul yaptırdığı zaman Sivas'ın hiçbir ilçesinde ortaokul yoktu. Bize ortaokulu sağladığı zaman diğer ilçelerden de Divriği 'ne ortaokul tahsili yapmaya gelen bir çok arkadaşımız olmuştur. Her kaydolan öğrenciye birer takım elbise, ayakkabı ve kasket verilirdi. Ortaokul tahsilini yaptıktan sonra da, lise ve yüksek okul tahsili yaptırmak için İstanbul'a götürür; bizlere kalacak yer, okuyacak okul ayarlardı. Biz onun sayesinde 0kuduk ve meslek sahibi olduk. Nuri Demirağ bizim velinimetimizdi. "

Hepsini birer çocuğu gibi sevdiği Gök Okulu öğrencilerine, 6 şeyden sakınmalarını nasihat ediyordu: İşretten, kumardan, iffetsizlikten, eğrilikten, tembellikten, zulmetmekten. (bakınız yukarıdaki resim)

O zamanın cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğulları Omer İnönü ve Erdal İnönü de Nuri Demirağ'ın Yeşilköy'deki Gök Okulu'na kaydolmuş ama bir hafta kadar öğrenim gördükten sonra okulu bırakmışlardı. Gök Okulu, kurulduğundan kısa bir süre sonra her biri birer değerli pilot olan 9 kişiyi mezun etmişti; Galip Demirağ, Mehmet Kum, Osman Doğan, İbrahim Uras, Mustafa Turman, Sabri Mağara, İhsan Anıl, Mustafa Engül, Hüseyin Danacı. Bu pilotları ise daha sonra yüzlerce genç pilot izlemiş ve Nuri Demirağ Gök Okulu, tam anlamıyla bir pilot okulu niteliğini kazanmıştı.

Zaman zaman yapılan gösterilerde bu okulda yetişen öğrenciler, Türk uçaklarıyla havada çeşitli akrobasi hareketleri yapıyorlar, daha önceden belirtilen yerlere paraşütle erzak çuvallarıatıyorlardı. Bu gösterileri binlerce İstanbullu izliyor ve 19-20 yaşlarındaki gençlerin başarısını çılgınca alkışlıyorlardı.

DEMİRAĞ'IN İŞLERİ TERS GiTMEYE BAŞLIYOR

Türkiye'nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Alan, Nuri Demirağ'ın en değerli iş arkadaşlarından biriydi. Fransa'da uçak mühendisliği eğitimi yapan Selehattin Alan, Nuri Demirağ ile çalışmaya başlamadan önce, Türk Hava Kuvvetleri'nin Eskişehir'deki uçak bakım ve tamir atölyelerinde görevliydi. Fransızca, İngilizce ve Almanca'yı çok iyi bilen bu genç mühendis, ilk "Türk tipi" uçakların planını çizmiş ve yapımını sağlamıştı.

Nuri Demirağ, Selahattin Alan ile birlikte çalışmasını dönemin meşhur gazetecilerinden Ziyad Ebuziya 'ya şöyle anlatmıştı:

"Türk zeka ve kabiliyeti işletilecek, yaban ellere muhtaç olmaksızın hava kuvvetlerimizin gerektirdiği bütün işleri kendimiz yapacağız. Ben, uçak mühendisi çok değerli arkadaşım Selahattin Alan ile birlikte bir şirket kurdum. Hemen bütün servetimi ortaya koyarak, onun da bilgisinden faydalanarak Beşiktaş'taki teyyare fabrikasınıtesis ettim. "Nuri Demirağ ve Selahattin Alan birlikte kolları sıvıyarak modern bir uçak fabrikası meydana getirmişlerdi. Bu uçak ve planörlerin planını çizen Selahattin Alan; ilk uçak yapıldığında yerinde duramamış, hemen deneme uçuşuna çıkmıştı. Deneme uçuşu Selahattin Alan tarafından başarı ile tamamlanmıştı. Ancak Türk Hava Kurumu ilgilileri, alınacak uçakların 'Tecrübe uçuşlarının' Eskişehir'de yapılmasını istemişti. İşte bu sırada, inşa tekniği kuvvetinin ve bilgisinin üstünlüğüne rağmen uçuş ve alan tecrübe si zayıf olan Baş Mühendis Selahattin Alan, Eskişehir'deki İnönü Kampı'nın açılışına uçağı ile bizzat kendisi katılmak istemişti. O zamanlar, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye alanın çevresine hendek kazarlardı. Bu durumu bilmeyen Baş Mühendis, hendekten daha önce iniş yapar ve hendeğe düşerek vefat eder. Bu olay Nuri Demirağ için bir dönüm noktası oldu. Zira Türk Hava Kurumu, 'Şartlara uygun değil' gerekçesiyle siparişlerini iptal etti. Her ne kadar Nuri Bey 'Gelin beraber deneme uçuşu yapalım' dese de, kurum kararından dönmez. Bunun üzerine Nuri Demirağ da kurumu mahkemeye verir. Ancak yıllar süren mahkemeler Türk Hava Kurumu lehine sonuçlanınca, fabrikayı kapatmak zorunda kalır. Türk Hava Kurumu ile olan davasını kaybeden Nuri Demirağ, başta o devri n cumhurbaşkanı olmak üzere bütün hükümet üyelerine sayısız mektuplar yazarak, bu yanlışlığın düzeltilmesini ister. Ama kapılar bir kez daha yüzüne kapanır, ne kadar zorlasa da fabrika açılmaz.

MEHMET KUM ANLATıYOR

Gök Okulu'nun ilk mezunlarından birisi ve aynı zamanda Nuri Bey'in damadı olan Mehmet Kum anlatıyor: "Fabrikanın kapatılmasındaki görünür sebep, uçaklan kifayetsiz görmeleriydi. Ben uçak mühendisiyim. Bu işin okulunu, kitabınıokudum. Benim gibi bir çok arkadaşım vardı. Ve biz bu uçaklarla binlerce saat uçuş yaptık. Sadece benim 600 saat uçuşum var. Ve hiç birimizin burnu dahi kanamadı. Biz bu tecrübelerle, üretilen uçaklann kifayetsiz olmadığını biliyoruz. Ben bir uçak mühendisi olarak, bu uçaklann o zamanın en iyi uçaklanndan olduğunu meslek hayatımı ortaya koyarak söyleyebilirim. O zamanki dünya standartlarına uygun uçaklardı. "

Mehmet Kum'un da söylediği gibi uçakları kifayetsiz gördükleri için siparişi iptal etmeleri görünürdeki sebepti. Ancak durumun bir de görünmeyen kısmı vardı. O dönemin devlet adamları ve bunlara karşı iyi görünmeye çalışan birtakım çevreler, Nuri Demirağ'a en büyük darbeleri vuranlardı. Zaten Nuri Bey'in tüm atılımları karşısında bu çevreler her zaman engelolmaya çalışmışlardı. Bu engellemelere; uçak fabrikasının kapatılması, Nuri Demirağ'ın Boğaz için Ahırkapı - Salacak arasında kurulmasını planladığı asma köprüye, Boğaz'ın görüntüsünü bozar mazeretiyle karşı çıkılması. köy planlarının işleme konulmaması, ıstanbul'da yaptırmayı planladığı büyük bir hastanenin engellenmesi ve daha bir çok durum örnek gösterilebilir.

Uçakların siparişini iptal eden Türk Hava Kurumu, bunların yerine Fransız Henrio uçaklarını alır. Ancak bu uçaklar satın alındığı zaman serisinden kalkmış, hurdaya ayrılmışlardı. Zaten Türk Hava Kurumu da uçakları kısa bir süre kullandıktan sonra, kullanılmayacak halde bir
kenara bırakmıştı.

Fabrika kapatıldıktan sonra, Nuri Demirağ kendisine yapılan bu haksızlıktan dolayı, haklı davasını savunabilmek için, bu ortamın değişmesi lazım diyerek politikaya atılmaya karar verir. Mücadelesine politikacı olarak devam edecektir. Bu sebeple 1945 yılının temmuz ayında Türkiye'nin ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi'ni kurar. Verdiği davetlerde kuzu çevirip ikram ettiği için, politik çevreler ve basın tarafından alaya alınıyor, kurduğu partiye kuzu partisi deniyordu. Demirağ, Milli Kalkınma Partisi'yle seçimlerde yeteri kadar başarıgösteremez ve Demokrat Parti'den adaylığını koyarak Sivas bağımsız milletvekilliğine seçilir.

Ancak Nuri Demirağ açık sözlü ve doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen bir kişi olduğu için, esasen politikayı pek yapamamaktadır.

Bir dönem milletvekilliği yapan Nuri Bey, 1957 yılında şeker hastalığı sebebiyle vefat eder.


Alternatif linkteki ek:

Alıntı:

Nuri Demirag'in buyuk kizi Mefkure Azak:

" Babam hep engellendi"

Nuri Demirag'in en buyuk kizi Mefkure Azak, babasinin yaptigi tum atilimlarda onune gecilmek istendigini ifade ediyor. Mefkure Hanim'la o yillari sizin icin konustuk.

    - Efendim, babanizin islerindeki basarisi bir donemden sonra dususe geciyor. Bunun sebebi nedir?
   En buyuk engel Ismet Inonu ve cevresiydi. Nuri Demirag parlar da benim yerime gecer diye endiselenirlerdi. Bu yuzden tum islerine engel olmaya calistilar. Ucak fabrikasinin en iyi calistigi zamanlarda Iran'dan, Irak'tan ucak siparisi geliyordu; ancak yakariz yine de kesinlikle sattirmayiz diyorlardi. Bir de kopru olayi vardir. Koprunun yapimina Ali Cetinkaya karsi cikiyordu. Kesinlikle yaptirmam diyordu. Babam da kopruyu yapacagim, girisine de Ali Cetinkaya gecemez yazacagim diye espri yapardi. Annemiz 17 kere dogum yapti. Bu yuzden kaybettik zaten. Biz 8 kisi hayattayiz. Babam, Mesude Demirag dogum hastanesi yaptiracagim diyordu. Hatta projelerini de yaptirmisti. Onu belediyeye tatbik ettiremedi. O zamanki belediye sehrin icerisinde bu kadar buyuk hastane olmaz diye imar vermedi. Tabii bunun arkasinda buyuk ihtimal baska sebepler vardir.

    O kadar cok baltalandi ki, parti zamaninda herkes oyunu ona veriyordu. Hep sandiklari caldilar, yaktilar yiktilar cok sey yaptilar. Nice sandiklar calindi. Cok seyler yapti bu memlekete, ancak hep baltalandi. Babam olumune yakin bana soyle demisti. "30 sene erken gelmisim kizim, 30 sene sonra gelseydim butun projelerimi yerine getirebilirdim. Onun icin her istedigime muvaffak olamadim" derdi. Benim bildigim babam; tanidigim, hatirladigim gunden beri memlekete ne yapabilirim, neyi ilerletebilirim diye dusunurdu.

Neler yapti?

   * 1922'de ilk Turk sigara kagidini uretti.
   * Ankara'nin dogusuna ilk demiryolunu yapti.
   * 1936'da ilk Turk ucagini yapti.
   * Ilk yerli parasutu yapti.
   * 1942'de Keban'a baraj yapilmali dedi.
   * Istanbul Bogaz'ina ozel kopru yaptirmayi projelendirdi.
   * Bursa'da Sumerbank'in merinos farikasini kurdu.
   * Karabuk'te demir ve celik fabrikasini kurdu.
   * Izmit'te seluloz fabrikasini kurdu.
   * Sivas'ta cimento fabrikalarini kurdu.
   * Istanbul'daki buyuk hal binasini yapti.
   * Eceabad - Havza sosesini yapti.
   * Ilk sehir ve koy planlarini hazirladi.
   * Ilk muhalefet partisini kurdu.

İlgili resim arşivi için burayı tıklayınız. Havacılık ile ilgili eski fotoğraflar mevcut.



İlgili sayının giriş yazısından :

Alıntı:
 Yurdumuzu Demirağ’larla donatabilseydik


Nuri Demirağ'ı yeni kuşaklar tanımazlar. Zaten bu dosyanın hazırlanmasından önce biz de tanımıyorduk. Fakat araştırıp hayatını safha safha öğrendikçe, tanınmasıgereken bir sima olduğu kanaatiyle çalışmalara başladık. Demirağ, zengin olduğu halde mağrur değil, malı mülkü sonradan edindiği halde sonradan görme değil.Tam da günümüzde ihtiyaç duyduğumuz, nesli hayli azaımış veya kenarda köşede kalmış nadide insanlardan. Nuri Demirağ'ın hayatı bizi hayli etkiledi.

Bu değerli şahsın, okullarda ders olarak okutulması gereken hikayesinin unutulmasına gönlümüz razı olmadı. Zaten, Demirağ'ı bilenlerin sayısının da çok fazla olmadığını düşündük. Bildiğini zannedenler de belki bazı detaylardan haberdar değildi. Öyle veya böyle, ibret alınması gereken dolu dolu bir hayat hikayesi.

F 16'ların montaj ı Türkiye'de yapıldığı zaman milli gururum uz şahlanmıştı. Nuri Demirağ'ın hayalindeki projeler engellenmeden hayata geçirilebilseydi, kimbilir yerli malı ne F 16'lara sahip olurduk. Bir de bu projenin Demirağ'ın memleketi Sıvas Divriği'de gerçekleştiğini düşünün. Devletten Doğu için aldığı kredileri Batı'da çarcur eden işadamlarının aksine, kendi memleketine sahip çıkacak nice işadamına, müteşebbise örnek olacaktı.

Şimdi bunun sadece olmadığını, olamadığını biliyoruz. Niye olmadığı konusunda da bazı ipuçları var. Milletten aldığını vicdanı sızlamadan har vurup harman savuranlara inat, bu milletin bağrından daha başka Demirağ'ların çıkacağına ve memleketi ma'mur edeceklerine inanıyoruz. Bu duyguyu kaybedersek, millet anlayışına da veda etmenin vakti gelmiştir. Bizim kanaatimiz müsbet manadadır. Bu dosyayı da zaten bu kanaatin pekişmesi niyetiyle sizlere takdim ettik.

Hepinize iyi haftalar diliyoruz.


ve birkaç Nu.D. resmi, fazlası için tıklayınız-eski bir site uzun süredir güncellenmemiş













Fabrika üzerinde bir tur



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Nuri Demirağ hakkında bilgi arayanlara yardımcı adresler:

http://www.nuridemirag.com/  Aslında beklediğim kadar dolu bir sayfa değil henüz...

Türkçe Wikipedia'da Nuri Demirağ

"TAYYARE"DEN "UÇAK"A: BİR MONTAJ ÖYKÜSÜ, Makina Müh. Odası

Nuri Demirağ kimdir?  - NURİ DEMİRAĞ ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ

İngilizce Wikipedia'da Nuri Demirağ

Türk Girişimcisi, UTED, uçak teknisyenleri derneği

Nuri Demirağ - Tuncay Deniz Havacılık sayfalarından (İngilizce)

Daha fazlası için arama motorlarını kullanınız
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Alıntı:

HATIRLANMAYI BEKLEYEN ÜÇ ANI - Sistem Yayıncılık
...
2. Anekdot : İnsan Sarrafı Olma

Eski Başbakanlardan Şemsettin Günaltay gazeteci A. Hazım Sezgin'e anlatıyor:

- Kızılay'a bağış kampanyası açıldı. Atatürk'te bağışta bulundu. Bu bağış kampanyasına büyük bağışlarda bulunanların isimlerini her akşam Çankaya'da kendisine bildirirlerdi. Bir akşam bağış listesi verilirken Atatürk'ün yatırdığı paradan yirmi bin lira fazla yardımda bulunan birinin ismini gördü. Bu isim Mühürdarzade Nuri ( Demirağ ) Bey'di. Listeyi getirene - Bu Nuri Bey kimdir? Ve nerelidir? Diye sordu.
- Fabrikatör ve Divriklidir, denilince Atatürk'ün kaşları çatıldı. Bir noktaya bakmaya başladı. Yüzünün çizgileri bir anda karıştı. Ortalığa büyük bir sessizlik çöktü. Sert bir tavırla:
- Yarın bu saate onu buraya getireceksiniz, dedi.
Ertesi akşam Köşke geldiğimiz zaman Atatürk'ün neşeli olmadığını gördük. Nihayet Nuri Bey'in geldiğini söylediler. Asabi bir tarzda ' gelsin! ' dedi. Nuri Bey içeri girdi ve
- Paşa Hazretleri, beni emretmişsiniz, dedi.
- Evet, Kızılay'a benden yirmi bin lira fazla yardımda bulunmuşsunuz.
- Evet efendim.
- Siz benden zengin misiniz?
- Evet efendim. Bendeniz sizden zenginim.
- Neden?
- Çünkü siz aylıklı kimselersiniz. Bendeniz ise ticaretle uğraşırım.
- Peki bu yardımı niçin yaptınız?
- Allah bu memlekete böyle hayırlı müesseselerin kurulmasını nasip etsin. Çünkü memleket harap olmuştur. Bizler de yardım yapmazsak memleketin hali fena olur. Eğer vaziyetim müsait olsa idi daha fazla yardımda bulunurdum.
Atatürk'ün neşesi bir anda yerine geldi. Yanındaki boş koltuğa oturtarak, Nuri Bey'e
- Nerelisiniz? Diye sordu.
- Divrikliyim, efendim.
- Divrikliler şapka isyanı yapmışlardı.
- Aman Paşa hazretleri, birkaç çapulcunun bu hareketini doğru bulmayız.

İşin içyüzünü hepimiz anladık. Demek ki Atatürk'de şöyle bir kanaat oluşmuş: Acaba benden fazla bağışta bulunup muhitine karşı bir yatırım mı yapıyor? Gerçeğin böyle olmadığını anlayınca Atatürk memnun oldu. Bundan sonra her fırsatta Nuri Bey'i destekledi." ( 'Atatürk Doğru Konuşanı Severdi ' Kalkınma Dergisi 1977 Kasım sayısı, A. Hazım Sezgin )
...
Adnan Nur Baykal
...


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Polonya'dan bir kaynak

Nuri Demirag NuD-36


Nuri Demirag NuD-38


... http://www.tuncay-deniz.com/ENGLISH/N__DEMIRAG/n__demirag.html   adresinden alıntıymış...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


oderman

7 yıl önce - Prş 07 Arl 2006, 15:17
Nu.D. zamanına ait taranmış resimler


Nuri Demirağ ve Mehmet Kum arşivlerinden birkaç taranmış resmi buraya küçülterek ekliyorum:

Yeşilköy’deki Nu.D Uçak Fabrikasının  umumi görünümü. Yıl 1942.



(+)


Yeşilköy’deki fabrikanın ön üst görünüşü. Nu.D. yazısı, 1943:

 

(+)


1942 Efkar gazetesindeki Nu.D. Haberi: Nuri Demirağ Gök okulunda tören başlıklı

 

(+)


Başka bir gazete küpürü:

 

(+)


1941 yılı Janes All the Worlds aircraft, sayfa 129c, Uçak kataloğunun Nu.D 38 uçağına ayırdığı sayfa:

 

(+)

Bu kayıt için Tuncay Deniz'e (Almanya) teşekkür ederiz. Kütüphaneden eski kataloğu bulup fotokopisini 2000 yılında göndermiş. (Münih Alman Müzesi kütüphanesinden bulmuş)




NuD pilotlarına rozet takıyor (24.8.1942)

 

(+)



NuD eğitim uçakları toplu halde. (1942)

 

(+)


Bu resmin altında Nuri Demirağ'ın sözleri var:
Alıntı:

Türk, insan kudretinin yaratabileceği her faydalı şeyi memleket için düşünmeye, düşündüğünü yapmaya, başarmaya kadirdir. ... Yapamamak, yapamadım, yapamam demek benliğimden varlığımdan geçtim, aczi, zafı kabul ettim demektir. Nuri Demirağ
Bu imanın eserleri: Türk Kanatları




ulaş

7 yıl önce - Prş 07 Arl 2006, 16:34

Düşünsenize F16 yerine NUD 16 kullanıyormuşuz. Ben bu konuda pek bilgi sahibi değildim ama uçakların resimlerini görünce çok ama çok üzüldüm. O dönem için çok başarılı duruyorlar ve daha Cumhuriyet 10. yaşına yeni girerken biz otomobil yapamadan uçak yapmaya başlamışız . Yazık kapatanları ve kapattıranları kim olursa olsun esefle kınıyorum.  Artık şu sıralar Erke gibi bir proje var bakalım  denildiği gibi yeni bir çığır açacaksa  bu projeyi  destekleyelim  ki dünya önünde saygınlığınız 1 derece daha artsın.


selcuk yilmaz
7 yıl önce - Prş 07 Arl 2006, 17:42

Atatürk biraz daha yaşasaydı bu ülke sayın Nuri Demirağ'dan daha çok hizmetler görebilirdi
Her ikisinin de Ruhu şad olsun


Gülümhan

7 yıl önce - Prş 07 Arl 2006, 17:58

Açıkçası böyle bir insanın varlığından haberim bi
le yoktu. Bu konuda bana araştırma yapma gereğini hatırlatan tüm herkese çok teşekkür ediyorum.Bu gün üzerinde durduğum en önemli konu buydu.


ÖZET
MİLLÎ KALKINMA PARTİSİ VE NURİ DEMİRAĞ
KILINÇOĞLU, Fatma
Yüksek Lisans Tezi, Tarih Ana Bilim Dalı
Tez Yöneticisi: Yrd. Doç. Dr.  Süleyman ÜNÜVAR
Kasım 2003, 157 sayfa


İnsanlar bir arada yaşamaya başlayıp devlet dediğimiz teşkilâtı kurduktan sonra devleti yönetenlerin güçlerini nasıl kullanacakları konusu uzun yıllar tartışma konusu olmuştur. Toplumlar kendilerine uygun yönetim şeklini bulmak için çeşitli arayışlara girmişlerdir.

Bugün demokrasi dediğimiz yönetim anlayışı 1789 Fransız İhtilâli ile birlikte uygulama alanı bulmuştur. Türkiye’de ise 1876 tarihinden itibaren yönetimde halkın söz sahibi olması ve daha çok katılımcı bir anlayış yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bu anlayış Cumhuriyetin İlânı ile belli bir yol almış, II. Dünya Savaşı’nın bitimi ile birlikte tam olarak uygulanmaya konmuştur.

Demokrasilerin vazgeçilmez unsuru siyasî partilerdir. Türkiye’de  İttihat ve Terakki Partisi’yle birlikte particilik anlayışının temelleri atılmıştır. Bugüne kadar birçok parti kurulmuş ve kapanmıştır. Türkiye’deki siyasî partilerin kurulması ve kapanışı biraz toplumsal anlayışımıza uygun görülmektedir. Partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları olmasına rağmen Türkiye’deki siyasî parti geleneğinde katı liderlik anlayışı günümüze kadar gelmiştir. Bu anlayış partilerin kurumsallaşmasını engellemiş dolayısıyla Türkiye’de demokrasinin gelişmesine olumsuz yönde etki yapmıştır.

Milli Kalkınma Partisi (MKP) çok partili hayata geçişte 1945 yılında kurulan ilk partidir. MKP ve lideri Nuri Demirağ Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) karşı teşkilâtı, programı ve tüzüğü ile muhalif olarak ortaya çıkmıştır.  Partinin programı ve lideri Nuri Demirağ’ın ileriye sürdüğü görüşlerden  bazıları çok uç fikirler olmakla birlikte o günün şartları içerisinde liberal görüş ve düşünceyi esas almıştır.  Ancak hiçbir zaman bir Demokrat Parti (DP) gibi etkili olmamıştır. DP daha sonra kurulmasına rağmen hızlı bir muhalefete başlayacak ve 1946 seçimlerinde azımsanamayacak başarı elde edecektir. MKP’nin etkili olamamasının ise bir çok nedeni  vardır. Her şeyden önce parti kendi  içinde birlik  sağlayamamış ve Nuri Demirağ’ın tutarsız davranışlarından dolayı kamuoyu tarafından ciddiye alınmamıştır. Bu olumsuzluklar partinin seçimlerde önemli bir başarı göstermemesine neden olduğu gibi sonunu kısa zamanda hazırlayacak ve önemli bir etkinliği olmadan kapanacaktır.


oderman

7 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 09:57
Endüstrileşmemiz ve Nuri Demirağ




(+)


“Geleceğin en etkili silahı da aracı da hiç kuşkunuz olmasın uçaklardır.Bir gün insanoğlu uçaksız da göklerde yürüyecek,gezegenlere gidecek, belki de aydan bize mesajlar yollayacaktır.Bu mucizenin gerçekleşmesi için iki bin yılını beklemeğe gerek kalmayacaktır.Gelişen teknoloji bize şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise, Batı’dan bu konuda fazla geri kalmamanın teminidir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK  - 1936 Eskişehir Tayyare Alayı

-------------------------

Dünya gazetesinden: 22/07/2002

Alıntı:

Endüstrileşmemiz ve Nuri Demirağ

Prof. Dr. Muhittin Şimşek / Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

Geçenlerde büyük bir kitabevinde görevliye "Cemal Gürsel" ile ilgili kitap aradığımı söylediğimde, "Bu adam ne tür yazılar yazar?" cevabını almak, beni üzmüş ve hiçbir şey söylemeden dışarı çıkmıştım.

Böyle bir ortamda doğaldır ki Nuri Demirağ ismi endüstri tarihçilerinin dışında kimse tarafında bilinmemektedir. Oysa, Genç Cumhuriyet'in önemli bir işadamlarından ve sanayicilerindendir. Hatta bir zamanlar "Vehbi Koç gibi zengin olmak "cümlelerinin sarf edilmesi gibi, o dönemde de kız çocuklarına "Demirağ gibi bir aileye gelin gidesin" temennilerinde bulunulurmuş.

Denilebilir ki, nice zengin işadamları geldi geçti...Doğru. Fakat Nuri Demirağ; azmi, sabrı, çalışkanlığı, dürüstlüğü vizyonu, müteşebbisliği ile bugün ideal diye vasıflandırılan yöneticilerde/patronlarda bulunması gereken özelliklere sahip bir isimdir.

1884 yılında Sivas Divriği'de dünyaya gelmiş. 1910'larda Beyoğlu varidat müdürü iken 1919 yılında memuriyetten ayrılmıştır. Bütün sermayesi olan 56 sarı lira (ya da 252 kağıt lira), o zamanki şartlarda da küçük bir sermaye sayılırdı. İstanbul'un işgal altında olduğu bir dönemde, sıkıntının ve yokluğun acısını gidermenin, üretmek olduğunu düşünür. Ve cebindeki bu parayla sigara kağıdı ticaretine başlar. O zamana kadar sigara kağıdının tekelini elinde tutan Rumlar ve Ermenilerdir. Mühürzade Mehmet Nuri'nin "Türk Zaferi" adını verdiği sigara kağıdı, hem insanlara ümit vaadeden bir girişim olmuş hem de kendisine çok iyi para kazandırmıştır. Elindeki sermaye ile büyük işlere atılacak derecede kendisini kuvvetli görünce, yeni bir karar verir ve der ki "Maddi ve manevi" varlığımı memleket işlerine hasredeceğim."

Bu arada Cumhuriyet ilan edilmiştir. Demiryolu yapımındaki yabancı tekelini kırmak, hem de paranın yurt içinde kalmasını sağlamak isteyen yönetimin ihtiyacı ile Mehmet Nuri'nin hayalleri örtüşmektedir.

Bugün bile, o zamanki yatırıma ulaşamamış olan demiryolu ihalelerine katıldı ve yıllarca en çok indirimi yaparak en fazla demiryolu döşeyen işadamı oldu. Bu nedenledir ki soy ismi bizzat Atatürk tarafından "Demirağ" olarak verildi. Demiryolunda ciddi başarılar kazandı. O yıllarda devlet bütçesi 200 milyon liradır. Milletin himmetine müracaat edilerek, devrin zenginlerinden para toplanarak uçak alınmak istenir. Nuri Demirağ'dan da bu amaç için para istenir. Nuri Bey "Siz ne diyorsunuz? Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet, tayyaresiz yaşayamaz, öyle ise bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim" der. Ve hazırlıklara başlar. 1930'lu yılların ortalarında tamamen kendi imkanlarıyla bir prototip uçak yapar. Gerekli desteği görmez. Ancak ümitsizliğe düşmeyen Demirağ, Beşiktaş'ta bir uçak fabrikası kurar. Devletin, THK'nin ihtiyacı olan 24 adet eğitim uçağı ve 60 planör ihalesini alarak hızla çalışmaya başlar. 1936 yılında "NUD 36" ismiyle 12 adet THK siparişini hazır hale getirir.

Ancak uçakları test eden heyet, Nuri Demirağ'ın uçaklarının reddedilmesine karar verir. Karara itiraz eder ve mahkemelik olurlar. İki ayrı bilirkişi raporlarının olumlu olmasına rağmen THK, uçakları almamakta direnir ve Ankara Ticaret Mahkemesi, Demirağ'ın aleyhine karar verir. Atatürk hayatta değildir ve Türkiye'nin tek siyasi otoritesi, Milli Şef İsmet İnönü'dür.

Dünya savaşının gölgesinde, savunma sanayi gibi çok önemli bir alanda böylesine güzel bir teşebbüsün neticesiz kalması, hatta reddedilmesinin altındaki sebepleri araştırmak, tarihçilerin işidir. Bütün çalışmaları ve yatırımları boşa giden Demirağ, yılmadan uçaklarını kendi okulunda kurduğu yatılı okulunda kullanır. Çogu memleketi Divrigi'den olmak üzere, çok sayıda öğrenciye pilotluk eğitimi verir. Bu öğrencilerin bütün masraflarını karşıladığı gibi, ayda 150'şer lira da burs verir. Yeşilköy'deki bu okulun adı "Gök Okulu" idi. Kurulduğundan kısa bir süre sonra her biri değerli birer pilot olan 9 kişi mezun olmuştur. Bu pilotları ise daha sonra yüzlerce genç pilot izlemiştir. "Gök Okulu" tam anlamıyla bir pilot okulu niteliği kazanmıştı.

Ne gariptir ki THK'nın almadığı bu uçaklar senelerce uçar ve bir tek kaza dahi olmaz. Milli endüstriye o kadar önem verir ki "Milli Kalkınma Partisi" ni kurar. Ancak, başarılı olamaz.

Birçok ilke imza atan bu Cumhuriyet döneminin ilk müteşebbisi bugün içinde bulundugumuz sıkıntıdan çıkmak ve özgüven eksikliğimizi gidermek için önemli bir isimdir. İlk kere Boğaz Köprüsü düşüncesi ortaya atarak yap, işlet, devret modelini önermiştir. İlk paraşüt imalatını, prefabrik ev imalatını gerçekleştirdi. Yabancıların cirit attığı çimento tekelinin kırılmasını sağladı. 1000 km den fazla demiryolu döşedi. İzmit'teki selüloz fabrikasını kurdu. 1942'de Keban'a baraj yapılması düşüncesini ortaya attı.

Hayatını kısaca özetlediğim Nuri Demirağ, özellikle uçak endüstrisini ülkemizde geliştirmek sevdasında olmuş bu gayreti desteklendiği takdirde ülkemizin kısa zamanda çok iyi bir konumda olacağını hep vurgulamıştır. Ancak, mahkeme kararıyla engellenmesi sonucunda, birçok makama mektuplar yazarak yardım istemiştir. Mareşal Fevzi Çakmak, çalışmalarını takdirle karşılamıştır. Fakat bir türlü ülke geleceği için hayati öneme sahip uçak sanayiinin gelişmesine yönelik olarak kimseden destek göremez. Son çare olarak Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye şu mektubu yazar ; ".... göklerine hakim olamayan milletlerin yerlerde sürüneceğine, daha doğrusu yerin dibinde çürüyeceğine inandığım için 3,5 sene evvel bütün personel ve araç gereci öz kaynağımızdan olmak üzere, memleketin ihtiyaçlarına tamamen cevap verecek büyük bir uçak endüstrisi kurmak istedim. Ve bu düşüncemi Mareşal Fevzi Çakmak'a arz ettim ... beni büyük bir aşkla tebrik etti. Bunun üzerine dünyanın en mükemmel tayyare ve teferruatını yapan memleketlere mütehassıslarımla birçok kereler seyahat ettim. Tetkikat yaptım, yaptırttım. Ecnebi memleketlerde müteaddit kıymetli Türk gençleri ve işçileri okuttum, yetiştirdim ve yetiştirmekteyim. Fabrikamı sanat mekteplerinden yetişen en kıymetli Türk işçileriyle, en yeni ve modern makinalarla tezyin ederek buna müteallik muhtelif sanat şubelerinde kurslar açmak, bilgilerini ameli, nazari genişletmek suretiyle de elemanlar hazırladım.

Beşiktaş'ta kurduğum tayyare atölyesiyle Yeşilköy'de yapmakta olduğum modern uçuş meydanı, tamir atölyesi ve hangara ait plan-planlar ve bu maksatla satın alınan 1500 dönümlük arazi ve maden taharri ruhsatnamesi ve su kuvvetlerinden elektrik istihsali için değirmen ve baraj mahalli krokileri ve bu maksada hizmet emeliyle yaptırdığım 250 mevcutlu ortamektebe ait fotoğraflardan bir takımları ektedir.

Geçenlerde Beşiktaş'taki atölyemin senevi imalat kabiliyetinin tayini istendi. 300 mektep veya 150 antrenman yahut 50 avcı tayyaresi yapılabileceği cevaben bildirildi. Zaman zaman takdirler ve teşekkürlerle maddi ve manevi yardımlar yapılacağı ve siparişler verileceği Hava Kuvvetlerinden tahriren ve şifahen bildirildi. Şimdiye kadar asarı fiiliyesi görülemedi. Bu babtaki emirlerin ve takdirnamelerin suretleri ektedir.

Hava kuvvetlerinin birçok yüksek tayyare mühendislerinden mürekkep teknik komisyonu tarafından ilk Türk tipi olarak belirttiğim bu tayyareye ait sandıklar dolusu yüzlerce aerodinamik ve statik resimleri ve hesapları mezkur komisyonca aylarca tetkik ve performans tecrübeleri yapılarak mükemmel, normal mektep tayyaresi olduğunu Hava Kurumuna tebliğ ve uçuş müsaadesini verdiği halde Türk Kuşu, memlekette yegane salahiyettir bu fen komisyonun kararını dinlemeyerek tayyareleri kabulden imtina etmekte ve kaza hadisesi yüzünden vukua gelen teahhuru nazarı itibara almayarak tayyareleri almamakta ısrar ve teminat mektubu muhteviyatı olan 14,000 liranın zapt ve avans verdikleri 40,000 lirayı istirdat etmişlerdir.

İşçilerim ve fabrika personelleri işsiz kalmıştır. Esasen şimdiye kadar tam ve kamil bir mesaj sahası da bulamamışlardır. Bu müessese memleket müdafaası için faydalı bulunuyorsa, derhal sipariş verilerek yaşatılmasının temini ricasını havi Mareşal Hazretlerine çekilen ve şimdiye kadar cevabı alınamayan telgraf sureti ilişiktedir.

Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon lira ile-hoş karakterim buna müsait değil ya-farzı muhal 15-20 adet han, apartman yaptırır, senede 150-200 bin lira kira alarak istediğim yerde gezer, tozardım .

Hülasa, Türk'e ecdadından miras ve dünyaya numuneyi imtisal olmuş olan sipahiliğin, süvariliğin, serdengeçtiliğin bugünkü şekli de tayyareciliktir. Gece gündüz, kış yaz, yağmur,çamur, kar, bora, fırtına manialarını bertaraf edecek, vatanın her bucağında şimdilik en az 60-70 yerinde modern uçuş meydanları ve yanıbaşında tamir atölyeleri, hangarları, müteaddit sınıf ve derecelerde mektepleri ve birkaç yerde tayyare ve motor fabrikaları yaparak havacılığımıza yüzlerce, binlerce, on binlerce ihtiyat yapıcı, uçucu, yaratıcı elemanlar ve vesait yetiştirmek iktidarındayız.

Tayyare süratlidir. Mütemadiyen de süratleniyor. Havacılık işlerinin bu sürate ayarlanması için hepsi aynı rütbede ayrı ayrı noktai nazar taşıyan hava komutanlarının başlarına tepeden tırnağa, başından sonuna kadar mesuliyeti nefsinde toplayan " üzerine toz kondurulmamış " yırtıcı yaratıcı bir şahsiyetin ( her memlekette olduğu gibi ) bu mühim ve hayati işin başına geçirilmesi suretiyle tevsiini ve mahdut çerçeve dahilinde bırakılmamasını, vatanın yegane kurtarıcısı siz aziz büyük milli şefimden yalvararak kemali hürmetle arz ve niyaz ederim" .

Nuri Demirağ, birçok kere İsmet İnönü'ye buna benzer mektuplarla başvuruda bulunmuş olmasına rağmen olumlu bir cevap alamaz.

1957 yılında ölümünden kısa bir süre önce kızı Mefkure Azak'a şunları söyler; "30 sene erken gelmişim kızım; 30 sene sonra gelseydim, bütün projelerimi yerine getirebilirdim..."

Düşünüyorum da, Nuri Demirağ, uçak sanayiinde destek görse idi, Türkiye ekonomisi, globalleşme sürecinin neresinde olurdu...




Nuri Demirağ zamanının endüstileşme/ARGE modeli olarak alınan bir şahsiyetmiş, birkaç kaynakta "Nuri Demirağ modeli" ifadelerini gördüm.


 

(+)


Nuri Demirag, bir kitap kapağında (muhtelelen 1947 basım tarihli “ Nuri Demirağ Kimdir” isimli kitaptan)  


 

(+)


NuD, Ömer İnönü ve Pilot Mehmet Kum ile birlikte. (Mehmet Kum daha sonra Nu.Demirağ'ın damadı oluyor,
ayrıca fotoğrafların çoğunun kaynağı da kendisidir)



başka resimler de yolda geliyor ....


Oguz Meric
7 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 22:08

Nuri Demirag'in damadi olan, Mehmet Kum,
birkac sene oncesine kadar kerdi kumandasinda ucuslarina devam ediyordu.
O tarihlerde Turkiye'nin en yasli pilotu idi.
Halen hazirda Ankara yasamaktadir.


oderman

7 yıl önce - Cum 15 Arl 2006, 09:33
Mehmet Kum arşivinden Nu.D ve kendisi


Yukarıdaki resimlerden:

Alıntı:

Pilot Mehmet Kum Nu.D 36 uçağının bakımını yaparken...


Yeni yüklediklerim:



Mehmet Kum gençliğinde Nu.D 36 model uçak ile .(+)



 

(+)

TCEDBM-3 uçağı, Pilot Mehmet Kum kokpitte, Uçağı çalıştıran Fikret Bey (pervaneye ilk başlangıç hareketini veriyor) Eski tip bir uçak.... Gerçektende sanırım bir önceki mesajda Oğuz Meriç'in de dediği gibi Türkiye'nin en "kıdemli" (yaşlı diyemedim nedense) pilotu imiş.


 

Mehmet Kum Nu.D 36 uçağının kokpitinde. (+)




 

Nuri Demirağ ve misafirleri, Gök Okulunda pilotların diploma töreninde(+)



Yukarıda wowturkey'e yüklenerek yayınlanan resimlerin belki de tamamı ilk defa burada yayınlanıyor. Wowturkey kuralları gereği fotoğraf boyutlarını küçültmek (boyutlardan herhangi biri en fazla 1024 piksel) zorunda olduğumdan yeniden baskı elde etmek için elverişli değiller.


Keşke Nu.D. serisi uçaklar geliştirilmeye devam edilseydi, belki  bugünlerde Lockheed Martin F-16 serisi savaş uçakları gibi bir özgün tasarımlı uçaklarımız olurdu. Belki bizim de yüzbinlerce çalışanı olan bir havacılık sanayimiz olurdu.

Ümitvarım, her engellemeye rağmen gelecek bizimdir

Muhabetle

NOT: Bu pazar günü (17 Aralık ) Dünya Havacılık tarihinin başlangıcının 103’üncü yıldönümü, havacılık camiasına kutlu olsun.

Wright kardeşlerin uçağına ait büyük boy bir resim (SB) için buraya tıklayınız


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET