Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Volkan.B

11 yıl önce - Sal 17 Ekm 2006, 20:15
ANKARA BÖYLE EZİYET GÖRMEDİ


* Başkent Ankara yıllardır inşaat halinde. Bir koşuşturmacadır gidiyor. Yollar kazılıyor, sokak isimleri değiştiriliyor, Ankara’nın kentsel, tarihi dokusu kimilerinin çıkarları doğrultusunda ranta teslim ediliyor. Kuğulu Park, Güvenpark gibi, Ankaralıların nefes alacağı sosyal alanlar ticarileştiriliyor; Mogan, Eymir Gölleri can çekişiyor, 21. Yüzyılda Başkentin içinden geçen ve büyük bir değer olan Ankara Çayı’na gereken önem verilmediğinden, çay kentte halk sağlığını tehdit ediyor. Buna benzer birçok poblemler yaşayan Ankara ve Ankara' lıların sıkıntıları bitecek gibi görünmüyor. Bugün gelen ve 30 Ağustosta kaleme alınmış bir yazıyı aşağıya koyuyorum. Artık yorum Ankara' da oturan ve bu sıkıntıları birebir yaşıyan üyelere kalmış.


Alıntı:
                                          ANKARA BÖYLE EZİYET GÖRMEDİ

* Ankara'nın Yunan Kuvvetleri tarafından ele geçirilmek istendiği 10 Temmuz 1921 yılından beri Ankara böyle eziyet görmedi. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en kritik noktası olan 10-24 Temmuz tarihleri arasında Yunan Kuvvetlerinin
amacı Ankara'yı ele geçirip, Mili Mücadeleyi noktalamaktı. Yunan birliklerinin top seslerinin Ankara'dan duyulmaya başladığı bir sırada kimi pek de cesur olmayan Meclis Üyeleri Ankara'nın hemen terk edilip merkezin daha doğuya alınmasını savunur bile olmuşlardı. İşte böyle bir anda Mustafa Kemal tüm Türk birliklerini Sakarya'nın doğusuna çekip 30 Ağustos'ta Büyük Taarruz'u başlattı. Bu, Yunanlıların Anadolu üstündeki tüm hayallerinin sona ermesi demekti. Bir ülke küllerinden yeniden doğuyordu. Tüm yoksulluğuna, tüm acılarına rağmen.

* İşte bu yoksulluk dönemimde İç Anadolu'nun bozkırında yer alan Ankara kısa sürede Türkiye'nin kalbi olarak, hem estetik hem de işlevsel anlamda bir anda pırıl pırıl parlamaya başladı. Her ne kadar o dönemde bile rant uğruna sekteye uğratılsa da, son derece çağdaş ve estetik bir planlama ile binalar, bulvarlar, sokaklar, kaldırımlar, heykeller, fabrikalar, arka arkaya bitiverdi. Burası Çağdaş Türkiye'nin kalbiydi, ANKARA.

* Bugün, 10 Temmuz 1921 yılından neredeyse 85 yıl sonra Ankara yine büyük bir saldırı ile karşı karşıya. Sistematik bir biçimde kentin tüm tarihi dokusu, belleği ve insanların yaşam alanları yavaş yavaş yok ediliyor. Bunun baş mimarı da son 12 yıldır kentin başına kara bir bulut gibi çöken, kimi çıkar gruplarının temsilcisi İ.M.G yani Ibrahim Melih Gökçek'tir.

* Kendi dünya görüşünü ve gözü doymazlığını bir kentte bu kadar acımasızca uygulayan ve bundan büyük çıkarlar elde eden kaç yerel yönetici vardır bilinmez ama görevde bulunduğu 12 yılına baktığımızda, yaşananlar değerli Belediye Başkanımız Melih Gökçek'in ayrıca incelenmesi gereken bir Vak'a olduğunu göstermektedir.

* Şaibeli bir seçimle, ardında Keçiören Belediyesinden çok sayıda vukuat bırakmış biri olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na geldiği zaman yaptığı ilk şey, Sıhhiye'nin ortasında artık Ankara'nın bir simgesi durumuna
gelmiş olan Hitit Güneşi Kursunu kaldırtmak oldu.Bu, adeta Sıhhiye'nin başına geleceklerin habercisi gibiydi. Hemen ardından yapılan kavşaklı üst geçit trafiği düzenlemediği gibi bu bölgeyi yayalar için kullanılamaz hale getirdi. Daha sonrasında Ankara'nın diğer simgelerinden, hemen her Ankaralının bir kere olsun üstündeki çayevine oturup çayını yudumladığı Abdi İpekçi parkı işlevsiz hale getirildi. Önce çayevi kapatıldı, sonra da o güzelim havuzun suları kesildi. Böylece Sıhhiye operasyonu başarıyla tamamlanmış oldu. Sadece araçlara ait ama yayaların yaşam hakkının olmadığı
ölü, ruhsuz bir alan.

* Sonrasında Melih Gökçek enerjisini kentin temel sorunlarını çözmek yerine
estetik ve işlevsel hiçbir değeri olmayan fıskiyelere, havuzlara ve yaya üst geçitlerine harcamaya başladı. Kamuoyunun "iyi oldu, kötü oldu" diye ikiye bölündüğü ve dikkatlerin başarılı bir biçimde buraya yönlendirildiği sırada İ. Melih Gökçek geleceğe yönelik "Toprak Spekülasyonları" için hazırlıklara başlamıştı bile. Bu, güzelim bir ülkenin başkentin yok
edilmesinin ilk adımıydı.

* Bundan sonrasında kent, Ankara'nın çevresinde yaratılan yeni yerleşim yerlerinden Kızılay ve çevresine bireysel ulaşımın süratle yapılacağı varsayımları üstüne düzenlenmeye başladı. Parsellenen her toprak parçasına hızla götürülen Belediye hizmetleri bir yandan Ankara'yı temel Belediye hizmetlerinden mahrum bırakırken diğer yandan yeni zenginler yaratmaya başladı. Burada üstü örtük olarak Belediye Başkanının adı gizli ortaklıklarla anılırken, bugün milyar dolarlarla ifade edilen bir servete ulaşmasının da kapısı açılmış oldu.

* Bilimi ve planlamayı hiçe sayarak, tamamıyla kendi çıkarları için Ankara'yı hem işlevsellik, hem görsellik hem de zihinsel üretim anlamında kısırlaştıran Melih Gökçek bugün inatla bu uygulamalarına devam etmektedir. Üstelik bunun tüm sıkıntılarını yaşayan kentlinin çok önemli bir bölümünün karşı çıkmasına rağmen.

* Ardı ardına yapılan ve trafiği çözmek yerine tam bir keşmekeşe çeviren alt ve üst kavşaklar kenti, insanların yaşam alanı olmaktan çıkardığı gibi kamu olanaklarının acımasızca israfını da beraberinde getirdi. Her defasında trilyonlar harcanarak yapılan bu yol ve kavşaklar yeni zenginler yaratırken kente giren araç sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

* Son 12 yılda toplu taşımaya ciddi hiçbir yatırım yapılmadığı gibi, toplu taşımacılık trafik kurallarını ve insan öğesini hiçe sayan, üstelik trafiğe bile kayıtlı olmayan otobüsleri işleten özel taşımacılara devretti. Oysa İ. Melih Gökçek kavşaklara gömülen paranın sadece onda biri gibi bir yatırımı toplu taşımaya yaparak kenti hem trafik derdinden hem görüntü
kirliliğinden kurtarmış olacaktı hem de kamu kaynakları bu kadar hovardaca harcanmayacaktı. Bugün Ankara, yani Türkiye'nin başkenti, kalbi dünyanın dış borcu en büyük birkaç belediyesinden biridir. Peki niçin?

* Bilinen o ki Melih Gökçek Yasalar önünde suç işlemektedir. Şaibeli ilişkilerle, artık neredeyse hiçbir işlevselliği kalmayan "Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulundan" kararlar çıkartabilmekte, ülkenin yargı sistemine çeşitli yollarla müdahale edebilmekte, böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ve Ulusal bağımsızlığımızın simgesi olan Ankara gittikçe karanlığa gömülmektedir.

* Büyükşehir belediyesi tarafından Ankara'ya yatırım adına yapılan her çalışmanın ardından bir takım pis kokular çıkmaktadır; yapımı yılan hikayesine dönen Çayyolu Metro ihalesinde dönen usulsüzlükler ve bundan sağlanan milyon dolarlık çıkar ilişkileri, Eskişehir yoluna trilyonlar harcanarak inşaa edilen Metro duraklarının yol gevşetme bahanesiyle
yıkılması, Çayyolunda Ormanlık arazilerin usulsüzce parsellenmesi, ülkemizin iklimine uygun son derece ekonomik yerel ağaçlar dikmek varken tanesi 1000 Avrolar ile ifade edilen ithal ağaçların dikilmesi, sökülmesi ve tekrar
dikilmesi, ve buna benzer yüzler ile ifade edilen olaylar.

* Her ne kadar Melih Gökçek çok çalıştıklarını ifade etse de, yağmur yağmaması durumunda kentin 3 ay içinde susuz kalacağını söylemekte bir sakınca görmemekte ve çareyi "Allah"a dua edelimde yağmur yağsın " demekte bulmaktadır.

* Sayın İ. Melih Gökçek!... Biz kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz haberiniz var mı? Bu ülke arkasına aldığı halkın desteği ile hacılar hocalar zihniyetine son vermemiş miydi? Ne oldu da bir 80 yıl sonra işleri tekrardan Allah'a havale eder duruma geldik. Bu kentte bizim her ay düzenli olarak faturalarını ödediğimiz ASKİ ne yapmaktadır? Bu kurumun amacı bilimsel
çerçevede plan ve programlama yapmak değil midir? Öyleyse niye susuz kalıyormuşuz? Bunu yanıtını vermek hiç zor değil. Eğer ASKİ gibi dev bir kurum enerjisini, birikimini ve kaynaklarını su tedarik yolları yerine yol yapımına harcarsa kent susuz kalır. Ve bu kentin 12 yıllık belediye başkanı utanıp sıkılmadan tüm kentlilere 3 ay önceden müjdeyi verir. Susuzluk kapıda!.....

* Peki Melih Gökçek niye tüm kaynakları bu ölçüde yol yapımına harcamaktadır? Bir kentin modernleşmesi çokça ve geniş şeritli yollardan, alt ve üst köprülü kavşaklardan mı geçmektedir?

* Bunun üç yanıtı var. Öncelikle yol yapımı her zaman için kitleler üstünde çok çalışıldığı izlenimi yaratır, ikincisi büyük bir rant sağlar ve üçüncüsü kentin çevresinden toplanan arazilerin değerinin artması için bu alanların hızla kent merkezine bağlanması gerekmektedir, bunun için kullanılır.

* Bunun son örneklerinden birisi Kuğulu Park Kavşağı uygulamasıdır. Bu uygulama ile Parka "minimum düzeyde" dokunulacağı belirtilmekle birlikte asıl başka büyük bir tehlike göz ardı edilmektedir. O da Tunalı Hilmi ve
Atatürk Bulvarının tamamıyla "Yaya Varlığı"ndan arındırılmak istenmesidir. Yeni planlamaya göre Şili Meydanı,İran Caddesi,Arjantin caddesi yani Gazi Osman Paşa ile yine Ayrancı tarafından gelen tüm araçlar Tunalı Hilmi Caddesine yönlendirilmektedir.Ancak Tunalı Hilmi Caddesinin bu kadar yoğun bir trafiği kaldıramayacağı ortada olduğu için sağa parkın yasaklanması gündeme gelmektedir; peki bunun sonuçları ne olacaktır dersiniz? Bunun en
basit yanıtlarından biri, bir zamanların cıvıl cıvıl Tunus caddesindedir.Akay Kavşağından Tunus'a açılan alt geçit sonrası artan yoğun araba yükü nedeniyle gündüzleri sürat akşamları ise araç keşmekeşine dönen bu cadde, o eski neşeli günlerinden çok uzak,sadece arabalara ayrılmış ölü bir yol durumdadır.Aynı şekilde kent içinde bulunan Mithat Paşa caddesi, Strasbourg caddesi ve buna benzer bir çok yer aynı acı durumu
paylaşmaktadır. İnsansız, ölü ve neşesiz.

* Diğer yandan Atatürk Bulvarına verilecek olan çıkışlar, kışın özellikle okul ve iş çıkış saatlerinde zaten yeterince yoğun olan Kızılay'ı nefes alınamaz bir hale getirecektir. Kesintisiz olarak verilen trafik eninde sonunda, alternatif yollar olmadığı için Kızılay'da belli bir noktada katlanarak artan oranda tıkanıklıklara neden olacaktır. İşlevselliği dışında bugün Ankara'nın belki de tek keyifli yaya güzergahlarından biri olan Atatürk Bulvarının kaldırımları daraltılacaktır. Böylece yayalar bir yandan yoğun bir araç trafiği, diğer yandan ise dar kaldırımlara mahkum olacaktır. Bu onlara "buraya gelmeyin, biz buraları arabalara ayırdık" demektir. Peki kent orada yürüyen, soluyan, alış veriş yapan, sohbet eden, buluşan insanlar için midir yoksa bir noktadan gelip başka bir noktaya giden arabalar için mi? İşte dürüst bir biçimde üstünde durulması gereken nokta budur.

* Ama şimdi gelelim asıl başka bir can alıcı noktaya;
Ulus'taki Meclis'ten başlayıp Cumhurbaşkanlığına kadar giden yol bu ülkenin padişahlıktan demokrasiye geçişinin göstergesidir. Cumhurbaşkanlığı

* Köşkü'nün tam oraya yapılması basit bir rastlantı değildir. Bugün Cumhuriyet değerlerine en ufak bir saygısı olmayan ve bunu her defasında çekinmeden gösteren İ. Melih Gökçek bu hattı "parçalayarak", zaten sıkıntılar içinde boğuşan Türkiye Cumhuriyeti'ni yeni açmazlara sokmaktadır. Bunun son örneklerinden biri 1929 yılında inşaa edilen, Türkiye
Cumhuriyeti'nin Çağdaşlaşma göstergelerinden olan Maltepe'deki muhteşem Havagazı Fabrikasının yerle bir edilmesidir. Peki ala burası düzenlenerek bir Sanayi Müzesi haline getirilebilir, elinden tuttuğumuz çocuklarımız gezdirilirken bizim yeterince sahip çıkamadığımız bazı değerlerin en azından onlara anımsatılması için büyük bir esin kaynağı olabilirdi. Peki şimdi ne oldu dersiniz orası? Yarın bir gün özel bir hastaneye verileceği söylentileri gerçekleşinceye kadar Maltepe esnafına kiralandı.

* Yalvarıyorum biri bana söylesin bir ülkenin tarihi, kimliği, ulusal değerleri üstünde üç beş tezgah açılacak kadar değersizleştirilebilir mi? Bunun gerçekten yanıtını verebilecek olan biri var mı? Lütfen söyleyin!

* Ama yok eğer onlar geçmişte kaldı önemli olan gelecek diyorsanız bir de bunu dinleyin; bu yıl BOTAŞ Ankaralılara, doğalgaz'a %6 ile 10 arasında zam yapılacağı müjdesini verdi. Bunun tek nedeni ise İ. Melih Gökçek. Faturalarını ödeyen biz Ankaralılar, Büyükşehir Belediyesi ödemelerini yapmadığı için, evet sadece onun yüzünden cezalandırılıyoruz. Peki parası kasada toplanmış bu paralar BOTAŞ'a ödenmek yerine acaba nerelere harcanmaktadır, kimlerin ceplerine gitmektedir? Bunun yanıtı kentin her yerini bir örümcek ağı gibi saran yollarda, alt ve üst geçitlerde olmasın.

* Bugün Ankara temel sorunları çözmekten çok uzaklaşmıştır. Son 12 yıl içinde, kentin geleceğe yönelik hiçbir alt yapı sorunu projelendirilmemiştir. İnsanların hareket alanları tamamıyla kesintiye uğramıştır. Kültür alanında geniş ölçekli tek bir yapı yapılmamış, bilimsel hiçbir çalışma, etkinlik düzenlenmemiştir. Bu haliyle Ankara'nın geleceği karanlıktır. Nüfusu son 10 yılda neredeyse üçe katlanan kentin trafiğinin birkaç yolun genişletilmesi, altından geçitler, üstünden köprüler yapılarak çözülemeyeceği gün gibi ortadadır. Bunun için bilim adamı veya kahin olmaya gerek yoktur. Çünkü artık yapılabileceklerin sınırına gelinmiş, yağmalanabilecek tüm yaya kaldırımları, tırtıklanabilecek tüm kamusal alanlar tahrip edilmiştir. Sadece Melih Gökçek istediği için yoksa gerçekten gerek olduğundan değil!

* Uzun vadede trafik sorununu çözmenin tek yolu işin uzmanları tarafından yapılacak plan ve projeler ile toplu taşımacılığın modern anlamda geliştirilmesi, kent içine yoğun ve gereksiz araç girişinin engellenmesi ve
tabi ki en nihayetinde kenttin asıl sahiplerine yani insanlara teslim edilmesidir. Bunlar akılcı çözümlerdir ve Melih Gökçek'in uygulamaları ile taban tabana zıttır.

* Bugün Melih Gökçek nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, ister arkasına aldığı ister maşalığını yaptığı densin bir takım yerli ve yabancı karanlık güçler sayesinde ya da tarafından kamu  olanaklarını kendi kişisel çıkarları için kullanarak hem büyük rantlar elde etmekte hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentini acımasızca yok etmektedir. Amacı açı seçik
ortadadır; Türkiye Cumhuriyeti'ni zaafa uğratmak.

* Bu haliyle Ankara'yı yönetenler Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenlerin ne yazık ki mikro örneğidir. Kamunun tüm olanaklarını kendi yandaşları arasında paylaştıran, bundan büyük çıkarlar sağlayan ve doğup, büyüdüğü ve yaşadığı ülkesinin insanına, toprağına, havasına en ufak bir sevgisi ve saygısı olmayan kişiler.

* Görünen o ki O, bu yolda şimdilik emin adımlarla ilerlemektedir. Aynen İşgalci Yunan birliklerinin arkalarına aldığı sömürgeci güçler sayesinde

* Ankara'ya ilerlediği gibi. Ama, nasıl top sesleri Ankara'dan duyulduğu zaman her şeyin bittiği sanılmış ve bir anda her şey tersine dönüp Yunalılar denize dökülmüşse, er ya da geç "Sömürgeci Zihniyetli" Melih Gökçek de hak ettiği cezayı alacaktır. Öyle ya da böyle.

* Çünkü unutmayın ki Eşkıya Dünyaya Hakim Olmaz, Melih Gökçek'in Ankara'ya hakim olamayacağı gibi.

                                                                                                                                                                                                                                                                                     30 Ağustos 2006

İLETEN : orkide venus [ orkide55@gmail.com]


Ahmet Gürkan
11 yıl önce - Sal 17 Ekm 2006, 21:24

yorum yapmaya gerek yok; çünkü Melih Gökçek'in Ankara'ya çektirdiği eziyet için ifade edilebilecek herşey yazılmış...

Tuna Yersu
11 yıl önce - Sal 17 Ekm 2006, 22:35

Dun ulustaydim..Milli mucadelemizin, kurtulus savasimizin yonetildigi eski meclis, ankara palas ve diger tarihi yapilarin cevresi tamamen trafigin,egzosun,pisligin kusatmasi altinda..Ulus meydani tam bir mezbelelik..13 senedir Ankara yi yonetemeyen b.sehir belediyesi burayi gorup hic utanmiyormu merak ediyorum..Emperyalizme karsi verilmis onurlu bir mucadele..ve ondan kalan mirasa sahip cikilmamasi icimi acitiyor..Belediye ise yol genisletme ve alisveris merkezi yaparak rant elde etme pesinde ..Gercekten de 'Ankara boyle eziyet gormemistir'..Halbuki Ulusa neler yapilabilirdi, metro yada tramvay yapilsa istiklal caddesinde oldugu gibi, meydan duzenlemesi yapilsa..Guya tarihi kent merkezi procesi varmis onay bekliyormus-13 senedir akliniz neredeydi diye sormazlar mi adama! 40 yillik Konya yolunun adi 'Mevlana bulvari' olmus-bu bir kere bulvar degil sehirlerarasi bir otoban artik, isim aldatmacasiyla kimi kandiriyorlar..Hem taklit isimlerden vazgecemiyorlar Mevlana Konya ya yakisir..Nereden tutsaniz sinir bozucu uygulamalar..Ankara ya cok yazik oldu coook..



cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> ANKARA - Haberler ve Sohbet