Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Atilla DÜNDAR
11 yıl önce - Cmt 23 Eyl 2006, 17:01
Evliya Çelebi'den Ankara Üzerine Anlatımlar


17. yüzyılın büyük Türk seyyahı Evliya Çelebi, seyahatnamesindeki ifade güzelliği ile okuyanları cezbeder bazı zaman abartılı ifadesiyle, bazı zaman hadiselere alaycı tavırla yaklaşmasıyla, zaman zaman da teferruattaki hassasiyetiyle bilge, zeki, dikkatli, alim bir kişinin portresini çizmektedir.
Ankara Kalesini anlatırken, ince dikkatli ve usta benzetmeleri, gözleminin ne kadar dikkatli olduğunun bir göstergesidir. “Gülen gül gibi beyaz bir surla çevrilmiş olup zaptı imkansız bir kaledir” dediği Ankara kalesini şöyle anlatır;

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde ANKARA

ANKARA KALESİ

İlk yapımcısı Kayser'dir. Sonra nice hükümdarın eline geçmiştir. Sonra Kütahya padişahlarından ve Germiyanoğullarından Yakup Şah ile Veziri Hezar Dinar'ın himmetiyle İslam eline geçmiştir. Sonra Osmanlıların ortaya çıkışında, Yıldırım Beyazıd Han'ın eline düşmüştür. Kalenin kuzeyinde bir konak mesafede olan Erkeksu denilen köy tarafından bakılsa, kuğu. gibi görünür. Mamur yer olup, üzümü çok olduğundan adına Engürü demişler. Bazıları, kalesi angarya ile yapıldığından Ankara denilmiştir, derler. Tuhfe tarihi de, “Rum kayseri meşhur Herakl bu kaleyi yedi kat ile bağlattığı ve sardırdığı için, adına Selasil kalesi derler” demiştir. Padişah defterhanesinde adı Ankara’dır. Gülen gül gibi beyaz bir surla çevrilmiş olup, zaptı imkansız bir kaledir. Hala Anadolu toprağından müstakil sancak beyi merkezidir. Çeşitli defalar arpalık yolu ile üç tuğlu vezirlere ihsan olunmuştur. Kanun gereği paşasının hası 263400 akçedir. Livasında 14 zeamet, 257 tımar var. Alaybeyi, çeribaşısı, yüzbaşılar vardır. Sefer sırasında, paşa askeri cebülüleriyle üç bin kişi olur. Mirlivanın sancağı altında tımar erbabı bulunmazsa, tımarı başkasına verilir. Paşasının eyaletindeki hası subaşılılıktır. Şehir subaşısı, Mürtetova subaşılığı, Çorba subaşılığı, paşa hasından olup, senelik kırk bin kuruş hasıl olur. Beşyüz akçelik kadılıktır. Mollasına senelik yirmi kese hasıl olur. Şeyhülislamı, “Kederzade” adlı beşyüz akçe payesiyle nakibüleşrafı, altı yüz ilmi rütbelere sahip olmuş kadı ve ayanları ve sair büyükleri ve eşrafı sayısızdır. Sipahi kethüdaları, yeniçeri serdarı yerine azametli yeniçeri çavuşu vardır. Bütün halkı kadı ve asker taifesidir. Şehir naibi, muhtesib ağası, gümrük emini, üzüm ve damga ağası olup, ayrı bir emanettir. Senelik kırk bin akçelik iltizamdır. Kale ağası, azab ağaları, cebeci ve topçular, silahlı kale neferleri vardır.Asıl Kalenin Yapısı Yüksek bir dağın tâ tepesinde, dört kat beyaz taştan yapılmış güzel ve sağlam bir kaledir. Katları birbirinden yüksektir. Her tabakasının arası üçer yüz adımdır. Her kat duvarının yüksekliği altmış arşın kadar yüksektir. Her duvarın genişliği ve eni onar Mekke zirâi’dır. Temellerinin altı yuvarlak, kemerler de boştur derler amma görmedim. Boş olması da kuşatma sırasında kale altına girip lağım atmasına engel olmak içinmiş. Bu iç kaleden kıble tarafına dört kat birbirinden geçme demir kapılar vardır ki, her kapı arasında asma demir kafesler hazır olup, demir zincirlerle asılıdır. Her kafesin demirleri pazu kalınlığı kadar vardır. Kuşatma sırasında kale içinden aşağı kapı önlerine bırakıp siper yaparlar. Bu kaledeki kırmızı taştan yapılmış eşik ve kapı üstü, başka kalelerde görülmemiştir. En dış kapı -ki, Atpazarı yerine bakar- batı tarafına açılır. Yüksek kubbesinin kemeri üzerinde geçmiş pehlivanların gürzleri, ibret verici balık kemikleri ve çeşitli garip şeyler asılıdır. Gece ve gündüz, kalenin kapısı dışında ve içinde neferleri bekçilik ederler. Bütün düşmanlar, bu kalenin bir taşına bin baş verip yüzbin savaş etmeye can baş oynatır. Hatta Erzurum’da Abaza Paşa isyan edince, yüzbin askerle bu kaleyi kuşatıp aşağı varoş hisarını istila etmiş ve bu iç kaleyi de kuşatmaya niyetlemiş. Abaza Paşa sarayında otururken, usta topçu çok nişanlı gülle atarak, Abaza’yı sindirmiş, yaralı olarak ümidi kırılmış ve eli boş Erzurum’a gitmesine sebep olmuştur. O günden beri, kale ağasının kapı önünden başka yere gitmesi yasaktır. Gerçi yukarı iç kalenin etrafında hendeği yoktur amma, dört çevresi yalçın kayalarla çevrilidir. Hiçbir taraftan zafer mümkün değildir .Lağım yapmak dahi kolay değildir. Çünkü kat kat üç yüz altmış mahalledir. Birbirine karşıdır. Garip bir şekilde, hendese üzerine inşa edilmiştir. Dört katından bin sekiz yüz dış beden vardır. İç hisarın çevresi dört bin adımdır. Doğu tarafta, Hisarlık denilen tepe üzerinde bir türbe vardır. Kaleye karşıdır. Amma oradan zarar gelmesi ihtimali yoktur. Çünkü kale ile Hisarlığın arası bir top menzilidir. Aşağısı cehennem deresine benzer bir dere olup, oradan kaleye çıkmak çok zordur. İç kalede, büyük küçük seksen altı parça top vardır. Yeteri kadar cebhanesi, alet ve silahı vardır.Kalede bağımsız, bahçesiz altı yüz ev vardır. Bir camii vardır ki, eskiden kilise imiş.

Evliya Çelebi, mühendislik fennince seyre değer bir yer olarak gördüğü kaleyle ilgili bilgilerden sonra camiler, medreseler, çarşılar hakkında bilgi verir. Daha sonra ise ayan ve esnafı, bilginleri, iyi kişileri, Şeyhleri, maarif erbabı şairleri çok fazladır dediği Ankara’nın manevi banisi ve koruyucusu Hacı Bayram-ı Veli ve Bayramilikten bahseder.

“Velhasıl bu iç kale; bina, güzellik, mühendislik fennince seyre değer bir yerdir. Amma aşağı kalesinde, Celali korkusundan, Cenap Ahmed Paşa vilayet halkı ile bir kat sağlam bir sur yaptırmıştır. Dört kapısı vardır. Çevresi altı bin adımdır. Bir tarafına yukarı iç kale vardır ki, onu aşağı hisar kuşatmıştır. Bu hisarın doğu tarafındaki yukarı hisardan, kayalar içinden Hıdırlık deresine inilir. Su yolları vardır. İç kalede sarnıçları, buğday ambarları var. Hepsi yüz yetmiş çeşmesi vardır. Üç bin su kuyusu vardır. Yetmiş altı mihrabtır. Cenap Ahmed Paşa camii, Hacı Bayram-ı Veli tekkesinde üçyüzün üzerinde Allah âşıkı ve arifler vardır. Şeyhleri Koca Abdurrahman Efendi ermişlerdendir ve duası” kabul olunur bir zattır. Bayrami tarikatı ayrıca bir Hamidi tarikidir. Çünkü Hacı Bayram-ı Veli Şeyh Hamid Hazretlerinin talebelerinden olup, fakr cihazını onlardan kabul etmişlerdir. ilk pirleri Hoca Abdülkadir Geylani olup ondan ileri Hazreti Peygambere ulaşır bir has tariktir. Engürü’deki Hazreti Mevlana tekkesi, Cenap Ahmed Paşa tarafından yaptırılmış bir mevlevihanedir. Üç tarafı, gül, gülistan ve irem bağıdır.

Medreselerinden Mustafa Paşa medresesi, Taşköprülüzade medresesi, Seyfeddin medresesi ve Kethüda medresesi meşhurlarıdır. Talebelerinin yeteri kadar tayin edilmiş vazifeleri vardır. Üç adet hadis okulu vardır. Yüz seksen adet çocuk mektebi vardır.

Hamamlarından Kalealtı hamamı, Sunguroğlu hamamı, Cenap Ahmed Paşa hamamı meşhurlarıdır. İki yüz kadar da saray hamamları vardır. Yetmiş adet bağ ve bahçeli yüksek sarayları vardır. Fakat kagir olmayıp, kat kat kerpiç yapı evleridir .Bu şehirde kiremit örtülü imaret yoktur. Engürü kerpici taştan sert olur. Halk dilinde darbımeseldir : “Engürü kerpici gibi bir kaliba dizilmiştir” derler.

Altı bin kadar mamur evleri vardır. Saraylarından Paşa sarayı, Molla sarayı, Kederzade sarayı, Ahmed Paşa sarayı meşhurdur.

İki yüz sebili varsa da, meşhurları Hacı Şaravi sebili ile Hacı Mansur sebilidir. İki bin dükkan vardır. Süslü bir bedesteni var. Dört tane zincirli kapısı vardır. Çarşılarının çoğu yüksek yerde kurulmuştur. Uzun çarşısı, Sipahi pazarı, Kalealtı pazarı, gayet kalabalık pazarlarındandır. Kahvehaneleri, berber dükkanları insanla doludur. Sultan çarşısı, mahalleleri temiz olup, beyaz taş ile kaldırım döşelidir. Ayan ve eşrafı, bilginleri, iyi kişileri, şeyhleri, maarif erbabı, şairleri çok fazladır. Anadolu toprağından olup, Türk vilayetlerinden sayılır. Binin üzerinde temiz, olgun, anlayışlı, genç hafızları vardır. Binlerce kişi, Yazıcızade tarafından yazılan Muhammediye kitabını ezber etmişlerdir. “Tarikatı Muhammediye” ezberleyenler çoktur. İyi halleri ile tanınan kimseleri çoktur. Hatta Hacı Bayram-ı Veli evladından Abdurrahman Efendi de ermişlerden sayılır.


Ankara halkının kıyafetleri de Evliya Çelebi’nin dikkatini çekmiştir.

“Bu şehir halkının zenginleri samur ferace, orta hallileri çuka ve kontoş ferace giyerler. Sanat erbabı beyaz bez ferace, bilginleri baştan başa sof ferace giyerler. Burası sof yeridir. Kadınları garenk sof ferace giyip gayet edeblice gezerler.

Beşinci iklimde olup, havası mutedil ve halkının çehreleri kırmızıdır. Dilberleri cihanı süsleyen, herkesçe övülen güzellerdir.”


Evliya Çelebi, Ankara’nın ilk yerleşim bölgesi olduğu yıllardan itibaren yetişmesi işin elverişli bir mekan olması sebebiyle, Lidyalılar döneminden itibaren var olan ve Ankara’nın ticareti için önem teşkil eden Tiftik keçisi ve sofçuluktan bahseder. Evliya Çelebi Ankara’nın bir kaç önemli yemeğinden halkından da bahsetmeden geçmek istemez. Çok beğendiği ve memnun kaldığı Ankara için “Allah bu şehri kıyamete kadar Osmanlıların elinde ebedetsin” diye dua eder.

Kaynak : Altındağ Belediyesi / Manevi Coğrafya Bilgi Arşivi


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> ANKARA - Haberler ve Sohbet