Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
galpay

11 yıl önce - Çrş 16 Ağu 2006, 18:45
Ahiler Dönemi (1290-1335)


Ankara tarihinde; kısa süren bu dönem de son derece önemlidir.
Pek çok sanatsal eserler günümüze kadar ulaşabilmişlerdir.

Ahiler
ANKARA'da

Neler yapmışlar? Nasıl yaşamışlar?
Nereden gelmişler? Nereye gitmişler?
Ne gibi eserler bırakmışlar?

Buyrun!
beraberce bireysel araştırmalar yapalım ve çalışmalarımızı bu sayfada sergileyip, sonucunda yararlı ve geniş bir derleme yaratalım.
.
tarih ekleyerek sayfanın adını değiştirdim .
.


En son galpay tarafından Çrş 16 Ağu 2006, 19:34 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


m_emin
11 yıl önce - Çrş 16 Ağu 2006, 19:07

Ahilik teşkilatı bir cumhuriyet yönetimidir.

Ankara Ahi Beyliği  

     Ankara'yı merkez edinen ve şehirle civarında teşekkül eyliyen Ahi hükümeti, bir derviş-esnaf cumhuriyeti olup, bir bakıma Ortaçağ İtalyan site cumhuriyetlerine benzemektedir. Takriben 1290'da başlamış, 1354'e kadar aşağı yukarı 64 yıl devam etmiştir. 1308'e kadar Selçukoğulları'na, 1335'e kadar İlhanlılar'a, sonra Eretnaoğulları'na, nihayet Karamanoğulları'na bağlanmıştır, hiç bir zaman tam müstakil olmamışlardır. 1354'te Osmanoğlu Gazi Süleyman Paşa (Rumeli Fâtihi olan Velîahd-Şehzâde), Ankara'yı fethetmiş, Osmanlı devletine bağlamıştır. Bir ara Ankara, Karamanoğulları'nın eline geçmişse de, hemen yetişen Süleyman Paşa'nın kardeşi I. Sultan Murad, Ankara'yı kesin şekilde almıştır.

     Ankara, garip bir tecelli olarak 570 yıl kadar sonra, bu kere çok büyük bir Türk cumhuriyetine başkent olmuştur. Türkler'de cumhuriyet idaresi Atatürk'ten önce tamamen meçhul olduğu için, Ahi Cumhuriyeti dikkate değer. Ahiler, teşkilâtlanmış ve tasavvufî dervişlik esaslarına dayanan esnaf loncası başkanlarıdır. Osmanlı devletinin kuruluşunda rolleri mühimdir. Bununla beraber Ahi cumhurreislerinin, aynı aileden geldikleri anlaşılıyor. Ahi Şemseddin Yusuf Efendi'nin ailesi, çok nüfuz kazanmış olacaktır. Oğulları Ahi Hüseyin Efendi ile Ahi Kemâleddin Hasan Efendi'dir. Hüseyin Efendi'den sonra oğlu Mehmed Efendi, sonra onun oğlu II. Hüseyin Efendi'nin reis oldukları sanılıyor. II. Hüseyin Efendi'nin kardeşleri, Hasan ve Yusuf efendilerdir.

    Aslı Akhî şeklinde yazılan Ahi kelimesinin Arabça kardeşim mânâsına geldiği gibi, Türkçe akı/akhı kelimesinden bozulduğu rivayeti üzerinde de durulabilir.

   Ankara Ahî Cumhur Reisleri (1290?-1354 = 64?)
1. Ahi Hüsâmeddin I.Hüseyin Efendi (1290-1296)
2. Ahi Şerefeddin Mehmed Efendi (1296-1332)
3. Ahi II.Hüseyin Efendi (1327-1354)

kaynak: http://www.ozturkler.com/data/0003/0003_01_19.htm


Ahi Yakup Camii, Ahi Elvan Camii, Ahi Şerafeddin (Arslanhane) Camii bu dönemden kalan eserler arasındadır.
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=23368

Ayrıca Etimesgut ilçesinin adı da "Ahi Mesut" tan değişerek günümüze gelmiştir.

----------------------
Gazi Üniversitesi Ahilik Kültürünü Araştırma Merkezi

Ahilik Kurumu makalesi




Yazarı: Muhittin ŞİMŞEK
Yayınevi: Hayat
Sayfa Sayısı: 286

KİTABIN KONUSU

Günümüzdeki yönetim anlayışları dikkatle incelendiğinde modelin adı ne olursa olsun müşteri memnuniyetini en üst düzeye ulaştıracak yeni kriterler ve tanımlarla her model kendi yapısını zenginleştirilmektedir. Modeller, para egemenliğinden bilgi egemenliğine ve buradan da bilgeliğe doğru gelişme gösterirken, anlayışlar da kapitalizmden hümanizme doğru bir yöneliş içerisine girmiştir.
İş mükemmelliği içinde adım adım ilerleyen yeni yönetim anlayışları, geçmişin zengin kaynakları ile de beslenmektedir. Bu anlamda: bir yönetim felsefesi olarak TKY ile TKY'nin tarihteki bir uygulaması diye değerlendirebileceğimiz Ahilik kültürünün benzeşen pek çok yönü bulunmaktadır.
Ahilik, hem insan yetiştirmeden hem de piyasaya sunuları mal ve hizmette bir seviye yakalamış ve birkaç asır devam etmiştir. Uygulanan sistemin adı TKY değildi ama felsefe aynı felsefe idi: "İnsan odaklı" ve "İşin ehline teslim edildiği" bir iş felsefesi... Yine Ahilik müessesesinde tüketicinin korunması en üst makamlardan en alt makamlara kadar üzerinde hassasiyetle durulan bir konudur. Gerek Ahilik teşkilatı gerekse bir yönetim felsefesi olarak TKY objektif olarak değerlendirildiğinde her ikisinde de işgörenler, işverenler ve müşterilerin tatmini; dahası, toplumun huzuru ön plana çıkacaktır.

-------------------------------------------



AHİLİK VE MESLEK EĞİTİMİ-
DR. YUSUF EKİNCİ İSTANBUL 1989,
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI, 112 SYF. 16X23,5 CM

--------------------------------------------



----------------------------------------------



Bir Türk Kurumu Olan Ahilik , 1997 ,
Neşet ÇAĞATAY (Prof. Dr.),
Türk Tarih Kurumu Yayınları


En son m_emin tarafından Çrş 16 Ağu 2006, 20:39 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


abdulhalim
11 yıl önce - Çrş 16 Ağu 2006, 19:38

Ankara'da Ahilik Döneminde yapılmış  mimari eserler arasında Sn.Galpay'ın
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=27568  adreste yer alan çalışması Ahi Şerafeddin Camii'ni öncelikle sayabiliriz. Fotoğraflardan farkedileceği üzere, mihrap ve minberin enfes görünüşleri karşısında hayran kalmamak mümkün değil.
 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)




Atilla DÜNDAR
11 yıl önce - Cum 18 Ağu 2006, 10:15

Anadolu'da Ahiliğin Ortaya Çıkışı:

Ahilik, XIII. yüzyılda Anadolu'da esnaf ve sanatkarlar arasında yaygın olarak ortaya çıkan sosyo-ekonomik bir örgütlenmenin adıdır. Anlamını kardeşim demek olan ahi ya da cömert, eli açık demek olan  akı sözcüğünden aldığı sanılmaktadır. Kökü Orta Asyaya, Horasanlı esnaf ve sanatkarlara kadar uzanan ahiliği, bir kurum olarak, ilk kez XIII. yüzyılda Kırşehir'de, Ahi Evran'ın örgütlediği sanılmaktadır. Ahi Evran, Anadolu'ya gelen esnaf ve sanatkarları bir araya getirmiş ve sanatta ustalık ve mesleki birlik fikri ile sosyal yardım ve dayanışma duygusunu güçlendirmeye çalışmıştır.

Bazı araştırmacılar ahiliği, Abbasi Halifesi Nasrlidinillah (1180-1225) tarafından kurulan fütüvvet örgütünün uzantısı olarak görmektedirler. Her ne kadar ahiliğin ilke, kural, tören ve öğütlerini bir araya getiren kitaplara da fütüvvetname deniliyorsa da, ortaya çıkış şartları, ön planda tuttukları moral değerler, örgütlenme biçimleri ve başka farklılıklardan dolayı, fütüvvet ile ahilik arasında tarihi ve organik bir bağ olduğu, henüz kesin olarak kanıtlanamamıştır.

Ankara'da Ahi Örgütlenmesi:

Ahi Evran'ın XIII. yüzyıl ortalarında Kırşehir'de kurduğu ve önce deri işçilerini örgütlediği ahilik, Ankara şehrinde de hızla yayıldı. Ankara'nın çevresi hayvancılığa çok elverişli olduğundan dericilik ile ilgili ekonomik eylemler kentin sosyo-ekonomik yaşantısında önemli bir yer tutuyordu. Derici esnafı kentte topluca, bugünkü Bent Deresi semtinde Debbağlar mahallesinde oturuyorlardı. Dere boyunca bu debbağların işyerleri ve atölyeleri vardı.

Dericiliğin yanı sıra daha sonraki yüzyıllarda Ankara'nın tarım dışı temel üretim kolu, Asya içlerinden ve Tibet yaylalarından Anadolu'ya Selçuklu Türklerince getirilen tiftik keçilerinden elde edilen soft üretimidir. Birçok yazar Ankara softunun dünyaca tanındığını söylemektedir.

Ankara'daki ahi büyükleri hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. Sahip olduklarımız ise Ankara ahilerinin etkinliği konusunda fazla bir şey söylememekte, söylediklerini ise doğrulayamamaktayız. Birçok yönü karanlıkta kalmasına rağmen Ankara ahilerinin önde gelenlerinin bazılarının şecerelerinden ve bıraktıkları eserlerinden bilgiler elde edebilmekteyiz. Bu bilgiler ışığında ahi ileri gelenlerinin en ünlüleri, 1296'da ölen Ahi Hüsamettin ile 1350'de ölen oğlu Ahi Şerafeddin'dir. Şerafeddin'in mezar taşında şu kayıt bulunmaktadır.:Sultan ahl al-futuvva va'l- muruvva ahi muazzam.

Ahmed Tevhid, Ankara'nın bu en ünlü ahileri hakkında bilgi verirken Ahi Şerafeddin Camii'nde bulunan bir şecereden söz etmektedir. Ona göre Ahi Şerafeddin meşahiazami dendir. Bu şecerenin daha sonraları kaybolduğu sanılmaktadır. Bu şecereye göre Ahi Şerafeddin, Hz. Ali'ye uzanan bir silsileye sahiptir. Bu şecerede aynı zamanda Ahi Şerafeddin'in çocukları olan Hüseyin, Hasan ve Yusuf'un adı geçmektedir. Sonunda Ahmed Tevhid şu soruları sormaktadır.: Ankara'da hükümet eden ahiler bunlardan mı idi?Yahut diğer zevat mı idi? Bu bab da bir kaydı tarih bulamadım diyerek tamamen dini söylentilere gömülmüş bu Ankara'nın en ünlü ahileri hakkında kesin bir şey söylemenin imkansızlığını vurgulamaktadır.

Kaynak : Hacettepe Üniversitesi Araştırma Görevlisi Sn. Celal Metin


BEHÇET VOLKAN
11 yıl önce - Cum 18 Ağu 2006, 10:39

Ahilik,Selçuklu ve Osmanlı döneminde Anadolu’da İslâm inan ç ve ahlâk esasları istikametinde oluşan esnaf birliğidir.Teşkilatın kurucusu Ahi Evran,Asya içlerinden Anadolu’ya göç eden ,tanınmış maneviyat önderlerindendir.Kırşehir’e yerleşerek,teşkilatının ilk nüvesini burada kurmuştur.

Ahilik aynı zamanda bir eğitim-öğretim kurumudur.Mensuplarını çeşitli mesleki ve ahlâki eğitimden geçirmiştir.Üyelerine çıraklık,kalfalık ve ustalık aşamalarında,meslekleriyle ilgili incelikler öğretildiği gibi,aynı zamanda iman,inanç,yiğitlik,cömertlik,kardeşlik,tevazu,merhamet,bağışlama,zayıf ve gariplerin yardımına koşma gibi erdemler de kazandırmıştır.Bu ilkelere uymayanlara ise,tolerans gösterilmeyip çeşitli cezalar verilmiştir.

Ahilikte toplum bir bütün olarak kabul edilir.Toplum fertlerinden birinde meydana gelen rahatsızlık bütün bir cemiyeti etkiler.”Komşusu aç iken tok yatan iyi bir mü’min değildir.” Hadisi Ahilerce çok önemsenmiştir.Bu ilkeye aykırı hareket edenler hoş karşılanmazlar.Dayanışma ruhunu taşımak ve kazancın ihtiyaç fazlasını muhtaç olanlarla paylaşmak vazgeçilmez ahlâki değerlerdir.

Kaliteli ve sağlam üretim yapmak Ahilerin bariz vasıflarındandır.Bu teşkilâtın mensupları zamanla çoğalarak Anadolu’nun ücra köylerine kadar dağılmış,sanat ve ticarette Türk –İslâm ahlâkının en güzel örneklerini sergilemişlerdir.

Kısacası ahilikte temel gaye her yönüyle topluma faydalı ” insanı kâmil” yetiştirmektir.Bunda başarılı olunduğu bir gerçektir.

Ticaret ahlâkının zayıfladığı,kazanma hırsının değer tanımadığı,hatta yok olmaya yüz tuttuğu günümüzde ahilik esaslarının yeniden canlandırılması gerekmektedir.

Bir manava vardığınızda bir kilogram domates aldığınızda yarısını çürük ve ezik olduğunu görürseniz,Metre ile yaptırdığınız bir eşyanın santiminin eksik yapıldığını görürseniz,üretilen malın kalitesizliğini görürseniz ve bu yapılanların da bir gün hesabının verileceğini düşünmezseniz al alabildiğince yap yapabildiğince temennimiz kalitesiz mal üretiminin ortadan kalkması ve insanların aldatılarak fahiş fiyatla satışa devam ederek helal haram demeden çarp çarpabilirsen sat satabilirsen mantığını bir an önce bırakarak malın kalitesini ve fiyatını belgeleyen,satış sonrası garantisi veren bir ahlâki yapının bir an önce hayata geçirilmesine acilen ihtiyaç vardır.Düşün bir kere birinci sınıf bir malı göstererek size bu malı vereceğini söyleyerek fiyat veren bir sözde esnaf parasını ödeyip adresinize göndermesini istediğiniz malı size gösterdiği numune ile alakası olmayan 3.sınıf malı paketleyerek size göndermiş olduğunu görürseniz ne dersiniz.95 santimetrelik ölçü alıp da 89 santimlik kapı yaparak ben 90 lık kapı yapıyorum savunmasında bulunan bir insan nasıl esnaf olabilir?Bu insanın sözde ahilik elbisesi giymesi törenlere katılması neyi değiştirecek.Ahilik insanın içine ,ruhuna işlemeli temenniniz bütün esnaf ve sanatkârların dürüst ,samimi, doğru ahlâklı olması ve toplumda iş birliği ve yardımlaşanın giderek yaygınlaşmasıdır.Malumunuz Fatih sultan Mehmet’e atfedilen bir rivayet İstanbul’u fethetmeye çıkarken esnafı denetlemeye çıkar ve ben bu esnaf olduğu müddetçe İstanbul’u alabilirim der. Ve alır.Düşünün günümüzde bir Ramazan geliyor fiyatlar biriden bire tırmanmaya başlıyor.Düşünüyorum da acaba Savaş çıksa bu fiyatlar nereye varır bu zihniyetle?
_________________



Necmettin K.

11 yıl önce - Sal 22 Ağu 2006, 09:44

ONLAR HER ZAMAN VARDI:

    O ustalar,o kalfalar ve çıraklar ki başta Osmanlı olmak üzere kaç devletin kuruluşuna ve yıkılışına tanıklık ettiler. Bu toprakların insanı,onların yaptığı çarığı giydi,onların diktiği elbise ile örtündü,onların pişirdiği ekmeği yedi ve kahveyi içti.

    "Ahilik kültürü akıl,bilim,ahlak ve çalışma prensiplerine dayanır. Dayanışma ,sevgi,saygı,hoşgörü ve adalet bilincini taşıyan esnaf ve zanaatkar yetiştirir. Mesleğinde ehliyet sahibi olmayanlara asla ustalık icazeti verilmez,üretici ve tüketici arasında hakkaniyet ölçüsüne dayanan kaynaşma sağlanır. Çalışanların hakları korunarak,esnaf ve sanatkarlar arasında,çırak ,kalfa ve usta hiyerarşisi oluşturulur."
    Bütün bunlar,başta ABD olmak üzere ,kapitalist ekonomi sistemlerinin bu yüzyılda yeni yeni keşfettiği ve uygulamaya koymaya çalıştığı"birey-ahlak-tüketim-kalite-şeffaflık"gibi değerler tartışılmaya başlamadan çok önce ;13.yüzyılda Anadolu da yaşanıyordu. yani dünya ekonomisinin gidişatını hem maddi hem manevi olarak elinde tutan pek çok devlet henüz kurulmadan yüzyıllar önce.

    Onlardan çok şey öğrendik
    Türk Milletine has sosyo-ekonomik bir sistem olan Ahilik,her yıl 9-15 Ekim Ahilik haftasında esnaf odalarınca ,başta Ankara olmak üzere  Türkiyenin pek çok ilinde kutlanır.

    Bu sistemde ustalar çıraklarına sadece mesleklerini değil,Alnı,kalbi ve sofrası açık olmayı öğretir. mesleği öğretirken sahip olduğu ahlaka asla nankörlük etmedi."Eline,diline ,beline hakim olmayı"öğretti.
    Ahiler;yaşanan çağın çok ötesinde bir çalışma ve üretim anlayışıyla yalnızca ekonomik düzeni değil toplumsal hayatı da biçimlendirdiler. Girilen bir mecliste nasıl selam verileceğinden tutunda sofrada nasıl oturulacağını bu insanlardan öğrendi bu millet. Ne zaman bir çıkmaza girilse ne zaman bir kriz yaşansa toplumun mayası ve sağduyusu oldular.
    Yirmibirinci yüzyılın daha çok kazanma adına her türlü davranış biçimini mübah gören küçük büyük tüm ekonomik kurum ve kuruluşları artık unutulmaya yüz tutan bu muhteşem Ahilik kültüründen nasiplerini almak zorundadırlar.
    Saygılarımla ve iyi temennileimle.


baharyeli
11 yıl önce - Sal 22 Ağu 2006, 10:12

Şimdiye dek ele geçen ve Çobanoğlu tarafından yazılan en eski Türkçe fütüvvetnamede, Ahi zaviyelerinde uygulanan kurallar ortaya konmuştur. Bu fütüvvetnameye göre Ahilere tarih, önemli kişilerin, bilginlerin yaşam öyküleri, tasavvuf, Türkçe, Arapça, Farsça ve edebiyat öğretilirdi. Bir kişi ahi olmadan önce sanat, ticaret ya da bir meslek sahibi olmak zorundadır. Bu uğraşılardan hiçbirinde çalışmayan kişi ahi olamaz. Çobanoğlu fütüvvetnamesinde, manaların, kendilerinden başkalarına  gizli olduğu ve bu manalarda, ‘’başkalarını bırak bize yönel’’ dendiği görülmektedir. Çobanoğlu fütüvvetnamesinde, yola girme (fütüvvetciliğe katılma) şed kuşanma töreninde, şakirt ağzından nakibin okuduğu icazet tercümanlarının, hemen hemen aynen Bektaşi nefeslerine benzediği dikkati çekmektedir. Bektaşilerde tercüman, dua demektir. Türkçe tercümanlarda ahilik yoluna katılanların, diğer Ahi aşıklarına hizmetkar olacağı ifade edilir ve Şed (kuşak) müridin beline bağlanırken üç düğüm vurulur. Fütüvvetnamelerde, Alevi-Bektaşi etkisi açıkça kendini göstermektedir. Bu fütüvvetnameye göre de fütüvvetin temelini tasavvuf oluşturmaktadır.

Bektaşiliğin yanı sıra, Batıni doktrinin Anadolu’daki diğer kurumlaşması, Ahilik örgütü vasıtasıyla meydana gelmiştir. Mısır fütüvvet örgütü Türkler arasında Orta Asya da yaygınlaşmış ve ‘’Ahilik’’ adını almıştır. Anadolu’ya Yesevi dervişleri ve İsmaili Daileri ile birlikte gelen Ahiler, meslek örgütü mensubu olmaları nedeniyle kırsal alanlardan ziyade, şehirlere yerleştiler. Anadolu Ahilerinin örgütlü bir güç haline gelmelerini Horasan erenlerinden bir Yesevi olan Ahi Evren Veli sağlamıştır. Bu; onun lakabıdır. Onun tam künyesi Nasıruddin Mahmut B. Ahmet’tir.(1171-1262). 1220’li yıllarda Moğolların, Türk Harzemşahlar ülkesini yakıp yıktıkları sırada oralardan Anadolu’ya gelmiştir. Ahi Evren, Anadolu’ya geldikten sonra Konya’ya gitmiş ve orada, Mevlana Celaleddin Rumi’nin can dostu Şems Tebrizi’ye biat ederek tasavvuf dersi almış ve bir derviş olmuştur. Konya uleması bu halden gücenmiş, Ahi Evren de ulemaya ve sultana gücenerek Kayseri’ye gitmiş, Debbağlık’la geçinmeye başlamıştır. Ancak ardında, Selçuklu başkenti Konya’da  çok güçlü bir örgüt bırakmıştır. Şems Tebrizi’nin öldürülmesinden sonra, Mevlana’nın en yakın dostu konumuna, Ahi Evren’in sağ kolu olan Sadrettin geçmiş ve bu dostluk neticesinde Mevlevilik ve Ahilik gibi iki Batıni ekol Anadolu’ya damgasını vurmuştur.

Ahi örgütünün Anadolu’da yerleştirilip yaygınlaştırılmasıyla şu sonuçlar elde edildi:

Göçebelikten yerleşikliğe geçiş yani Türk şehirleşmeciliği çok hızlandı.

13. yüzyılın ikinci yarısı başlarına dek büyük çoğunlukla, Türk olmayan yerli halkın elinde ve tekelinde bulunan sanat ve ticaret işyerlerine Türkler de sahip olmaya, katılmaya, ona canlılık vermeye başladılar.

Türk esnaf ve sanatkarları, aralarında sağladıkları karşılıklı dayanışma ve güven sayesinde, bölgede imtiyazlı bir duruma geçti ve bunlar, yavaş yavaş şehir ekonomisinde söz sahibi oldular.

Asya’daki Anayurdumuzda ahlakla sanatı özenmiş bulunan Ahilik, Anadolu’da da aynı görevi yapmış, üstelik onu köylere dek yaygınlaştırmıştır.

Örgüte giriş diğer Batıni tarikatlar gibi, özel bir tören ile olur. Törende adaya kuşak bağlanır ve tüm insanlara karşı sevgi dolu, saygılı olması, doğruluk ve yiğitlikten ayrılmamamsı öğütlenir. Üyelerden kesin bağlılık, sonsuz itaat ve ketumiyet istenir. Dinsizler örgüte kesin giremez ancak, sofuların da Ahiler arasında yeri yoktur. Ahilikte bilgi edinme, sabır, ruhun arındırılması, sadakat, dostluk, hoşgörü yasaklara uyma gibi vasıfların verildiği aşamalardan geçilir. Bu vasıflara sahip olmanın dışında Ahiliğin önde gelen altı ilkesi şunlardır:

Elini açık tut

Sofranı açık tut

Kapını açık tut

Gözünü bağlı tut

Beline sahip ol

Diline sahip ol.

Ahilerin ahlak dışı saydığı, ahiyi ahilikten çıkaran şeyler şunlardı:

İçki içen,

Zina işleyen

Münafıklık, dedikodu ve iftira eden

Gururlanan, kibirlenen

Merhametsizlik eden

Kıskanan

Kin besleyen

Sözünde durmayan

Yalan söyleyen

Emanete hıyanet eden

Kişinin ayıbını örtmeyen, bu ayıbı yüzüne vuran

Cimrilik, eli sıkılık eden

Adam öldüren kişiler  örgütten atılırdı.



cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> ANKARA - Haberler ve Sohbet