Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3
tolginho

11 yıl önce - Prş 08 Hzr 2006, 10:08

Alıntı:
Is adami adi ustunde is yapar,satisa cikarilan fabrikalara ,kuruluslara bakip "ulen,ben burayi alip imarinida belediyedeki adamima degistirtip rezidanslar dikersem ,hele adinida kefere adi koyarsam,ne para kirarim yahu" diye dusunmez,ben bu kurulusu alirsam nasil bir organizasyonla ve hangi ek yatirimla dunyada rekabet edebilecek bir urun uretip para kazanabilirim diye kafa yorar.


Doğru bir noktaya parmak basmışsınız. Bir arkadaşım İngiltere'ye dil eğitimi için gitmişti. Kendisi henüz döndü ve daha iki gün önce bu tip bir konuyu konuşmuştuk. Tabii sizin dediğinizin yanında biraz mikro ölçekli kalıyor ama genele de yaymak mümkün herhalde.

İngiltere'de ücretsiz ilan gazetelerinde sayfa sayfa bizim devren satılık dediğimiz dükkanlardan bol bol varmış. İnsanlar birkaç ayda bir dükkan değiştiriyormuş. Sürekli gazetelerden yer değiştiriyormuşlar. Tabii memlun olanlar kalıyordur yerlerinde.

Biz de ise hep hazıra konmacılık almış başını gidiyor.

TOLGA KAPROL


yasin boynuegri
11 yıl önce - Prş 08 Hzr 2006, 14:44

Ülke olarak nereye gittiğimizi anlayabilme adına özellikle 80' li yıllarla beraber merkezi hükümetlerin, küreselleşen dünyaya ekonomik açıdan eklemlenme çabalarından, uyguladıkları liberal politikalardan, bizim dışımızda gelişen global ekonomik süreçlerden, ülke içi veya ülkeler arası ekonomik dengelerden bahsedebiliriz. Biraz daha özele inersek şu an ki hükümetin benimsediği dalgalı kur rejiminden, merkez bankasının özerk hareket etme yetkisinden, hazinenin kamusal ve dış borçlanma faizlerinden, istihdam oranlarından, enflasyondan, bankacılık sistemimizden, borsadan dövizden vesaire bahsedilebilir. Sağlıklı yorumlar yapabilmek için tüm bu bileşenlerin ayrı ayrı ve bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekle birlikte yorumlayanın bakış açısına göre de farklı yorumların olması beklenir ve doğaldır.

Bazı arkadaşlar "rant" kavramını tanımlarken bu makro iktisadi bileşenler doğrultusunda olaya yaklaşmışlar. Dolayısıyle bir arkadaşımız faiz gelirlerini rant getirisi olarak nitelendirirken bir diğer arkadaşımız makro iktisadi açıdan ülke ekonomisine getirisi minimum düzeyde kalan ancak bireysel getirisi yüksek olan gayri menkul yatırımlarını rant ekseninde değerlendirmiş. Her ikisi de doğrudur ancak bence en önemli nokta bu ülkenin, hem hükümetler hem de yerel yönetimler bazında, siyasi rant odaklı popülist politikalarla, plansız programsız bir halde yönetilegelmesi ve olumsuz sonuçlarını hepimizin aslında çok yakından kentlerde yaşamakta olduğumuzdur.

Rant konusu çok daha derin tartışmalara açık olmakla beraber, en tehlikeli rantın, kentlerimizi şekillendiren (kentsel arazi rantı) yani, yerel yönetimlerin ve kentlerdeki güç odaklarının spekülatif baskı ve popülist politikalarla yarattıkları rant olduğunu düşünüyorum.

- Çünkü kentlerimizde gecekondulaşmayı yasalaştıran hatta teşvik eden, 60'lardan sonra hemen her hükümetin programında bulunan siyasi çıkar amaçlı imar afları olmuştur.
- Kentlerdeki otopark sorunundan hava kirliliğine ve daha birçok soruna yol açan, kent merkezlerindeki yoğunluğu artırıcı, yine aynı çıkar amaçlı kat planları olmuştur.
- Kentlerimizin doğal, topografik, iklimsel hatta tarihsel ve kültürel özellikleri dikkate alınmaksızın ve bu dokuları mahveden imar planlarını da yine bizim ülkemizin siyasileri onaylamıştır.
- Günümüzde, kentlerdeki plansız ekonomik kalkınmayı, en değerli kentsel arazilerin birilerine peşkeşini,  planlı ve sağlıklı yaşama duyarlı şehircilik ilkelerinin önünde gören de yine bizim başımızdaki siyasi yönetimlerdir.
- Kentsel dönüşüm projeleri adı altında insanları beton ve demir yığınları içinde yaşamaya zorlayan da yine aynı siyasi düşüncelerdir.

Bu örnekler uzar da gider ama sonuç olarak gelişmiş ülkelere baktığımızda, işte bu kentsel rant mekanizmalarını engelleyen ve kentlerdeki komple kalkınmayı sağlayan eşgüdümlü bölge kalkınma planlarının, üst ölçekli çevre planlarının, kentlerde ana gelişim potansiyellerini gösteren nazım planların seneler öncesinden yapılmış olduğunu ve ufak değişikler dışında bu planların dışına asla çıkılmadığını görürüz. Bizde bırakın bölge-çevre planlarını, günümüz İstanbulunu, Ankarasını, İzmirini yönlendirebilecek kapasitede nazım planları bile hala yapılmış değil.

Tabi ki ekonomik açıdan gelişmeye mecburuz ama plansız gelişmeye kimse bu ülke insanını mecbur bırakamaz.



sayfa 3
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet