Ana Sayfa 915 bin Türkiye Fotoğrafı
Ufuk

8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 08:41

Evet, istisnalar hariç, konunun tamamen popülize edilmiş bir seçim propagandası olduğu anlaşılmaya başlanmış.

Burada kimse sağlık giderlerinin bedava yapılmasına karşı çıktığı yok. Keşke bütün yaş gruplarında uygulansa. Ama hükümet, önce bu hareket için gerekli olan kudreti sağlasa.

Telefon faturalarında da aynı yalanı söylediler. Faturalar %80 ucuzlayacak denildi? Tam tersine %80 zam yapıldı.

Peki, müjdeledikleri gibi (gerçek olan değil) 18 yaş altına tedaviler ücretsiz olsa.

Hastanelere büyük bir yığılma olmayacak mı?
Olacak.

Bu sebeple yeni hastaneler açıyormusun?   Hayır.
Yeni doktorlar alıyormusun?   Hayır.
Yeni ilaç fabrikaları?   Hayır.

Hastaneler şu anda bile normal ihtiyacı karşılamaktan çok uzak. Hükümet aylardır eczanelere paralarını ödemiyor.

Durum böyleyken bu karar popülizm değilde nedir?


Burç

8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 10:31

"popülizm"in neresi kötü?
Geniş halk kitleleri için birşeyler yapmaya çalışmak, yerilmeli mi, övülmeli mi?

Bebeklerini, çocuklarını bedava tedavi ettirebilecek anne babaya sormalı :
Hastanade yığılma oldu, para verseydiniz de yığılma olmasaydı daha mı iyiydi? diye.

Madem bunlarla oy kazanılıyordu, niye daha önceki hükümetler yapmadı?
Niye daha önce ders kitapları bedavadan öğrencilere dağıtılmadı?
Niye daha önce fakire fukaraya kömür yardımı yapılmadı?


Ufuk

8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 13:04

Hiçbirşey bedava değildir. Ne, bedava dağıtıldığı söylenen kitaplar. Nede bedava olacağı söylenen sağlık hizmeti. Bu paralar biryerlerden çıkıyor. Çıkamayınca da yüzlerce milyar dolarlık dış borç oluyor.

Eski hükümetlerde emeklilik yaşını düşürdü. Ne güzel, insanlar 35 yaşında emekli olabiliyordu. Peki doğru bir kararmıydı?

Aslında konu tartışmaya bile gereksiz. Çünkü hiç birzaman 18 yaşının altındaki insanların tedavileri bedava olmayacak...

Keşke olabilse.
Keşke sigortasız insanımız kalmasa.
Keşke insanlarımızın bedavaya ihtiyacı kalmasa.


SABRİ BİLGİN
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 15:04

Sağlıkta ilk sayılabilecek uygulamalardan birine de Bursa Tabip Odası imza atıyor.Avrupa'da hastayla ortalama 18 dakika ilgilenildiğini,Türkiye'de ise bunun 5-6 dakikayı geçmediğini açıklayan Bursa Tabip Odası yöneticileri, Bursa'daki doktorlar olarak her hastaya en az 10 dakika zaman ayıracaklarını açıkladı ve hastaların, 10 dakikayı geçmeden çıkarılması durumunda doktordan bu dakikaları talep etmelerini önemle hatırlattı.


erengin
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 15:56

Açıklama yapmam gerek diye hissettim.
Taha arkadaşımız başlığı düzeltmeliyiz dememe takılınca..
"Sağlıkta bir ilk" ibaresi Milliyet'in mi onu anlamadım..
Yoksa Zaman, Milliyet önemli değil..
Allaha şükür ki hangi gazetenin neyi neden nasıl yazdığını/yazacağını anlayacak kadar burayı tanıdığımı sanıyorum.
Eğer Milliyet'in yazdığıysa bu sorun yok, Taha'nın kendi ifadesi ise doğru olmadığını söyledim.
Kalacaksa da "d"yi "t" yapmalıyız.

Konuyu toparlamak açısından belki bir şeyler eklemek gerek..
Sağlık sistemini iki boyutlu düşünebiliriz.
Biri bu sistem nereden finanse edilecek..
İkincisi sağlık hizmetini nasıl sunacağız..
Finansmanın da başlıca iki yolu var..
Devlet bütçesinden karşılayabilirsiniz sağlık harcamalarını..
Ödediğiniz, toplanan vergilerden karşılanır sağlık hizmetleri..
Ayrıca bir sağlık primi/vergisi istemezsiniz
Ya da herkes kendi cebinden karşılaşın dersiniz..
Bir üçüncü yol da karma bir sistem olabilir.
Türkiye'de Cumhuriyet dönemi boyunca biz ya ilk yolu seçtik ya da üçüncü yolu..
Şimdi gelen Genel Sağlık Sigortası ile devlet diyor ki sağlık hizmetlerini finanse etmek için prim toplayacağım.. Ödeyemeyecek olanları ben ödeyeceğim..
Ama ödeyemeyecek olanlar için rakamlar sürekli değişiyor, en son ifade edilen rakam aylık gelirin 127 YTL olması durumunda prim toplanacak..
İngiltere'de de GSS var örneğin, orada devlet herkesin primini ödüyor..
Öte yandan iş primle bitmiyor, sağlık hizmeti aldığınızda da katkı payı isteyecekler..
Hani şimdi devlet memurları reçetelerini alırken ilaç parasının % 20 sini ödüyorlar, onun gibi..
Prim dışında para harcamamak için seçeceğiniz aile hekimine gitmeniz zorunlu..
Ben uzman hekime muayane olacağım deseniz parasını cepten ödeyeceksiniz..
(Bu bölümü pilot uygulama yapılan Düzce'de uygulamıyorlar)
Öngörülen şudur ki bu katkı payı giderek artacak..
Yani sağlık için hep beraber cebimizden daha çok para çıkacak..
1980'lerin sonlarında hatırlayanlar varsa reçeteye yazılan ilaç sayısında sınırlama yoktu..
Önce 5 kalemden fazlası ödenmemeye başlandı, sonra % 20'sini kendiniz ödeyin dendi,
sonra bu sayı 4 ilaca düştü, bir çok ilaç hiç ödenmez oldu..
Paket kapsamı sigorta sistemlerinde böyle daralır..
Sigorta sistemi çünkü gereksiz, fazla sağlık harcamasına yol açar..
Hele bizim gibi SSK, Bağ-Kur primlerini toplayamayan devlet bu sağlık primlerini nasıl toplayacak bilemiyorum..
Seçim dönemlerinde sağlık sigortası prim borçları afları haberleri göreceğiz, duyacağız sanıyorum..
Öte yandan primini ödeyemediğiniz durumlarda da muayene olamama tehlikeniz var..

Finansman boyutu böyle..
Hizmetin sunumuna gelirsek..
En güzeli koruyucu ve tedavi edici hizmetleri birlikte sunmaktır.
Koruyucu hizmetleri insanlar kendiliklerinden talep etmezler çünkü..
Hele eğitim düzeyi düşük toplumlarda bu daha da zordur..
Gerekirse koruyucu hizmetler ayağa gider..
Örneğin bizim sağlık evi ebelerimiz gebeleri, lohusaları, bebek ve çocukları evlerinde ziyaret ederler bu nedenle..
Şimdi getirilen aile hekimliği sistemi bu ikiliyi parçalıyor, tedavi edici hizmet ağırlıklı bir yaklaşım getiriyor..
Hastalandığınızda aile hekimine başvuracaksınız..
Bir de nüfus tabanlı bir bölgede hizmeti sunmak daha iyidir..
Böylece bölgede ne olup bittiğini izlersiniz..
Hatta sağlık örgütü bölgenin muslıktan akan suyunu, okul kantininde satılan yiyeceğin hijyenini, mahalle fırınının ekmeğinin niteliğini, çöplerinizi, kanalizasyonunuzu bilir ki bir hastalık durumunda kaynağı bulabilsin..
Şimdi aile hekimleri bir kentte nerede oturduğuna bakmaksızın kendilerine kişi kaydedecekler, en az 1000, en fazla 4000 kişi..
Yani bir bölgenin hekimi olmaktan çıkacaklar..
Bu ciddi sıkınıtılar doğuracak..
Koruyucu sağlık hizmetleri bizde zaten zayıftır, iyice ihmal edilecek ki en insancıl ve en ekonomik sağlık hizmeti budur aslında..
Hizmet sunumu düzenlemesine ilişkin başka kaygılar da var ama çok uzun yazınca sanırım okunmuyor..
Burada keseyim..


emre.ertem
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 16:13
Gerçekler ve yalanlar


Gerçekler ve yalanlar
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “devrim paketi” diye nitelendirdiği sosyal güvenlik yasalarının “73 milyonu ilgilendirdiğini” söyledi. Eğer nüfusta yanılmadıysa, haklı. Zaten yasalarla ilgili söyledikleri arasında belki de tek doğru bu!
Geçtiğimiz hafta Meclis’te kabul edilen “tek çatı” yasası da, yarın Meclis gündemine gelmesi beklenen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı da, ülkedeki tüm emekçileri ilgilendiriyor. Ancak herkesi ilgilendiren bu tasarılar, halkın büyük bir kısmının hiç haberi olmadan, hiç tartışılmadan, emek örgütlerinin itirazları dikkate alınmadan neredeyse birkaç milletvekilinin oyu ile yasalaştırılıyor.
Başbakan’ın iddiasına göre; mevcut sistem vatandaşlar arasında ayrım yapıyor, hükümet ise çıkaracağı yasalarla bu ayrımı ortadan kaldıracak. “Yeşil kart, kırmızı kart uygulaması bitecek” diyor Başbakan, “Vatandaşların, eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu tek emeklilik sistemi getiriyoruz”, “Önceliğimiz memur veya işçi değil bütün vatandaşlarımızdır. Bu ayrımı kaldırıyoruz.”
Başbakan’ın iddialarına yanıt veren Doktor Osman Öztürk ise tasarının gerek emeklilik gerek sağlık güvencesi kapsamını genişletmediğini, aksine pek çok maddesinin mevcut hakları kısıtladığını söyledi.
GSS herkesi kapsayacak mı?
- Türkiye’de şu an işçiler SSK, memurlar Emekli Sandığı, tarımda ve kendi hesabına çalışanlar Bağ-Kur kapsamındalar. Yasa tasarısına baktığımız zaman bunu genişleten hiçbir düzenleme olmadığını görüyoruz. Bunlar yine primini ödeyecek ve ödediği müddetçe sağlık hizmetlerinden yararlanacaklar. Nüfusun yüzde 20-25’inin GSS’nin dışında kalacağı tahmini abartılı gözükmüyor. Bu anlamıyla, Genel değil Sınırlı Sağlık Sigortası demek daha doğru olacaktır. Çünkü prim zorunluluğu getirdiğiniz zaman bunun için gerekli koşullar var; işsizlik düşük olacak, kayıt dışı yok edilmiş olacak...
Kayıt dışında çalışanlar ne olacak?
- Kayıt dışı çalışanlar en dezavantajlı durumda olanlar. İşvereni primini yatırmıyor, devlet de onu fakir kabul etmediği için yasa kapsamı dışında kalacak.
İşsizler?
- Ancak İşsizlik Sigortası kapsamında olan çok sınırlı bir kesimin primini devlet yatıracak. Diğerleri ise prim yatıramadıkları için bu sigortanın kapsamı dışında olacaklar.
Ya yeşil kartlılar?
- Onların primini devlet ödeyecek. Tabi aylık geliri asgari ücretin üçte birinden aşağıdaysa... Yalnız onlardan da katılım payı istenecek. Daha sonra o katılım payını eğer isterlerse gidip Fak-Fuk Fon’dan geri alacaklar. Ama trajik olan şu yeşil kartlıların birçoğu aslında o katılım payını bile verme şansına sahip değil. Yani sokakta yatan vatandaş bile 2 milyon lira muayene ücreti, ilaç alırken yüzde 17 katkı payı ödeyecek. Ondan sonra gidip bunu geri alacak.
Peki kapsam içinde olanlar için gerçek bir güvenceden bahsedilebilir mi?
- GSS tasarısı, her sigortalıdan prime esas gelirinin yüzde 12.5’u oranında sağlık primi kesilmesini öngörüyor. Bunun yüzde 7.5’u işveren, yüzde 5’i çalışan payı olacak. Tasarıya göre primini ödemeyenler, sağlık hizmetlerinden yararlanamayacaklar.
Yasanın kapsamındaki nüfus için çok bir şey değişmiyor gibi görünüyor ama, burada en temel noktalardan biri Temel Teminat Paketi’dir. Yani temel teminat paketi dışında kalan hizmetleri alamazsınız. Almak isterseniz cepten ödeme yapmanız gerekir. Bu paketin adı yasa tasarısından çıkarıldı ama hükümetin bütün resmi metinlerinde varlığını koruyor, yani ruhu duruyor. Tasarıda verilecek sağlık hizmetleri, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri ve süresi tanımlanıyor.
Prime dayandırılması, katılım payı sisteminin getirilmesi, temel teminat paketinin sınırlandırılması ve sağlık hizmetini özele açması... Bu ayaklar üzerine oturan bir GSS, bir çok açıdan bugünkü sistemden kötü olacaktır.
Özel sağlık kuruluşlarından ücretsiz sağlık hizmeti alınması vaadine ne oldu?
Çok açık bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki, GSS primini ödemiş olmak sağlık kuruluşlarından ücretsiz sağlık hakkı alma hakkını sağlamıyor. Tasarının ilk halinde GSS’li hastalar, bakanlıkla sözleşme imzalayacak ve tespit edilen fiyatlar üzerinden hizmet verecekti. Ancak tasarının son versiyonunda küçük bir değişiklik yapıldı; bu değişikliğe sözleşme yapmayan hastaneler de GSS kapsamında hasta bakabilecek. Ama onlara GSS’de tanımlanmış olan ücretin yüzde 20’si değil de yüzde 70’i ödenecek. Bu düzenleme, özellikle büyük hastanelerin sözleşme yapmamasının önünü açıyor. Ayrıca fark ücreti, bıçak parası yasalaştırılıyor. SSK’ların devrinde gördük; bir yıl önce özel hastaneler sıfır lira alıyorlardı, şimdi 65 milyona çıktı muayene ücreti.

--------------------------------------------------------------------------------
18 YAŞ GERÇEĞİ
Başbakan’ın tasarıyla ilgili iddiaları arasında en ilgi çekeni, “Primi ödensin veya ödenmesin tüm çocukların 18 yaşına kadar sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacağı” oldu. Sağlık örgütleri çok geçmeden bu iddiaya da yanıt verdi: Bir kere bütün çocukların GSS’den yararlanması için ailesinin GSS kapsamında olması gerekiyor. İkincisi mevcut yasalara göre de SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamındaki emekçilerin çocukları zaten ücretsiz tedavi hakkına sahip. Üçüncüsü; tasarıyla bu konuda daha önce tanımlanan haklar kısıtlanıyor. Örneğin daha önce kız çocukları bu hizmetlerden evlenmedikleri sürece yararlanabiliyorken, şimdi bu süre 18 yaş ile sınırlandırılıyor, yüksek öğrenim görüyorsa 25 yaşa kadar uzatılıyor.

--------------------------------------------------------------------------------

Primini ödeyemeyen sağlık hizmeti alamayacak. Hizmetler Temel Teminat Paketi ile sınırlandırılacak. Daha fazlası için ayrıca para ödemek gerekecek
Bir önceki yıl sağlık giderlerinin miktarına bakılarak bir sonraki yıl ödenecek prim miktarında artış ya da düşüş yapılacak. Yani “çok kullanan çok, az kullanan az ödeyecek” uygulaması hayata geçiriliyor.
Bugün sadece ilaç harcamalarından yüzde 10-20 arasında değişen katılım payı alınıyor. Tasarı yasalaşırsa muayene, yataklı tedavi, ortez-protez ve ameliyatlarda kullanılan malzemelerden de katkı payı alınacak.


Çağatay1
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 16:25

Burası kübaizm yanlılarının çarpık propoganda platformu değil.

Hala bazı arkadaşlar onlarca kez yazmamıza rağmen birşeyleri anlamıyorlar. Bu son yazışım bir daha yazmıycam anlamazsanız siz bilirsiniz.

Bu yasalar sadece emeklilik yaşı, 18 yaş altı ücretsiz sağlık hizmeti ile ilgili değil. Bu yasa ile asıl hedeflenen kayıtsız, sahte belge ile, başkasının karnesini kullanarak tedavi olan fazladan 7 milyon kişinin de sisteme katılarak aile hekimiliği ile birlikte aşırı, adaletsiz, sağlık harcama ve uygulamalarını bitirmek, bu iş için yasal bir altyapı bu sadece.

Ufuk arkadaşım da kendi ile çeşilşmesini iyi biliyor, daha ithal doktora karşı çıkan şimdi doktor sayısını mı arttrdımnız diyor, neyle arttıracaksın, 6 yıllık fakülteden bir anda nasıl o kadar doktor çıkaracaksın. Yapılan hastahane ve sağlık ocağına yetmeyecek kadar doktor olduğu için ithal doktor uygulamsının olduğunu biliyor musun? Son 3 yıl içerisnde cumhuriyetin hiç bir tarihinde olmadığı kadar okul inşaa edildiğini biliyor musun? Bilmeden konuşursan böyle yanılşırsn tabi biz ne kadar yazarsak yazalım yine aynı tip yazıları ısıtıp ısıtp sunarak, yazıulanrınızla şu wowturkey forumunun kapasitesinde gereksiz yer işgal edeckesiniz o ayrı.


emre.ertem
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 19:08
Kocaeli'nde GSS şiddeti...


TTB, DİSK, KESK ve TMMOB’un çağrısıyla, 15 Nisan 2006 Cumartesi günü tüm illerde AKP İl Başkanlıkları önünde, GSS ile ilgili olarak yapılan protestolara şiddet bulaştı. Kocaeli’nde gerçekleştirilen etkinlikler sırasında, güvenlik görevlileri demokratik haklarını kullanan kişilere aşırı şiddet uyguladı.  

Türk Tabipleri Birliği

http://www.ttb.org.tr//index.php?option=com_conte ...p;Itemid=2

Türk Tabipleri Birliği'nin ayrintili GSS incelemesi pdf halinde http://www.ttb.org.tr/kutuphane/gss2.pdf adresinden edinilebilir.

GSS yasasi metni için:
http://www.ttb.org.tr/referandum2006/data/tasari.pdf


emre.ertem
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 19:17
Avrupa’nın Sağlıksız Sağlık Politikası


REFORMLARIN ALTINDA YATAN NEDENLER
Bu bölümde AB, OECD ve Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) reformlardan beklentilerinin neler olduğu incelenmiştir.
Avrupa Birliği: AB’nin uyguladığı sıkı finansal politikalar Avrupa sağlık sistemini özelleştirmeye ve kesintilere zorlamıştır. İlk olarak 1992'de yapılan Maastricht Anlaşması Avrupa ülkeleri için para politikalarının standartlarını hazırlamış ve Euro’ya geçişe neden olmuştur. Toplantıdaki çok önemli konulardan biri, sağlık hizmetleri kapsamındaki dramatik kesintilerin sosyal sektöre empoze edilmesidir. 1993’te Brüksel’de yapılan başka bir toplantıda da ABD’nin son zamanlarda gerçekleştirdiği iş yaratma konusundaki mucizeleri görülülmüştür. AB’nin dönem başkanı Jacques Delors aynı politikaların AB’de de uygulanması gerektiğini savunmuştur. Bu politikalar “hamburger işler” olarak adlandırılan geçici ve düşük ücretli işlerin yaratılmasının ötesinde, sosyal güveliğin minimuma indirilmesi ve esnek üretim gibi işçilerin maliyetlerinin azaltılmasına yönelik politikaları içermektedir. Bundan sonra Avrupalı patronlar, sosyal güvenlik harcamalarının ABD’li şirketlerle rekabeti engellediğini göz önünde bulundurarak iki yönlü politika izlemişlerdir. Bunlardan ilki sosyal harcamaların kısıtlanması, diğeri patronların sosyal güvenliğe katkılarının keskin bir şekilde azaltılmasıdır.
OECD: 1994’te sağlık harcamalarının neden arttığı ve etkinliğinin yetersiz olduğu konusunda bir rapor yayınlamıştır. Ciddi reformlar gerektiği belirtilen raporun anahtar bölümleri, hizmetlerde etkili kesintilerin empoze eden stratejilerin desteklendiği argümanlardır. Raporda sosyal harcamaların azaltılmasının kaçınılmaz olduğu belirtilirken, zengin sanayileşmiş bir ülkenin sosyal refah ve sağlık hizmetleri için ne kadar yatırım yapması gerektiği veya yapabileceği hiç görüşülmemiştir. Ayrıca kaliteli sağlık hizmetine gerek duyulduğu ifade edilmiş ve bunun için rekabet ve özelleştirme her derde deva olarak sunulmuştur.
DTÖ: Hizmetlerin Ticareti Üzerine Genel Anlaşmasyı (GATS) yoluyla ülkeleri, sosyal ve sağlık hizmetleri dahil olmak üzere kamu hizmetlerini pazar güçlerine ve yabancı yatırımcılara açmaları için zorlamıştır. DTÖ’nün bu önerileri kar güdüsünün sağlık sistemlerini nasıl tehdit ettiğini açıkça göstermektedir. 1995’te küresel ölçekte serbestleşme üzerine yapılan Uruguay Raundu’nda sosyal sektör ve sağlık hizmetlerinin kamu hizmetleri olduğu ve GATS kapsamı dışında tutulması gerektiği belirtilmişti. Ancak bundan sonra DTÖ sürekli olarak ülkelerde hastanelerin kamu ve özel organizasyonlar olduğunu bu nedenle de yabancı yatırımcılardan korunulmasına daha fazla müsaade edilemeyeceğini belirtmiştir. Öte yandan çok uluslu şirketler Avrupa Birliği'nde, Avrupa Hizmetler Ağı ABD’de Hizmet Sanayi Koalisyonu olarak birleşerek bu hizmetleri GATS kapsamına almak için harekete geçmi•lerdir. Hizmet sektörü giderek artan bir şekilde ekonomik gelişmenin en temel sektörü haline gelerek, sanayi sektörüyle yer değiştirmiştir. 1990’ların ikinci yarısında hizmetlerin ihracı ABD’deki ekonomik gelişmenin üçte birinden, AB’nin ihracatının dörtte birinden sorumludur. GATS kararları önümüzdeki dönemde önemli olacaktır çünkü; eğer bir ülke sağlık hizmetlerini tamamen çok uluslu şirketlere açmazsa “rekabetin uluslar arası geçerli kurallarına” aykırı davranmaktan dolayı yargılanabilecektir, olasılıkla ticari ambargolara uğrayabilecektir.

SAĞLIK REFORMU YA DA POLiTİKANIN ÇÖKÜŞÜ
Avrupa genelinde alınan reform kararları, üç bağımsız kategoriye bölünebilir. Birincisi devletin rolüdür: hükümetlerin karar alma ve yetki gücü yeniden yapılanma sağlanana kadar uzatılmıştır. İkinci olarak, kamu harcamalarının azaltılması, hastaların daha fazla katkı payı ödemesi ve sağlanan sağlıkhizmetlerinin kapsamının daraltılmasıdır. Son olarak, sağlık ve sigorta sistemlerinin gizli ya da açık biçimde özelleştirilmesi ve rekabet mekanizmalarının tanımlanmasıdır.
Kamu harcamalarının azaltılması: Tüm Avrupa’da artan katkı payları reformların temel bileşenidir. Bu finansal katılım tüm düzeylerde uygulamaya konulmuştur. Birçok ülkede birinci basamak sağlık hizmetleri ve ilaçlar için hastaların ödedikleri katkı payları %20-50 arasında değişmektedir. 1980’den beri hastanelerde kalış süreleri için hastaların katkı payları sistematik olarak artırılmıştır. OECD hastaların katkı payı ödemesinin aşırı kullanımı azaltacağını belirtmiştir. Hastaların insiyatif kullandıkları en temel alan olan temel sağlık hizmetleri katkı payları nedeniyle olumsuz etkilenmiş, yapılan birçok araştırrmada katkı payları nedeniyle, sağlık hizmetlerine en çok gereksinim duyan en alt sosyal gruptaki hastaların doktora başvurmadığı gösterilmiştir. Katkı paylarının konması, finans kaynaklarının hastadan ve daha az imtiyazlıdan, zengine ve imtiyazlıya doğru kaymasına neden olmuştur. Çünkü yüksek katkı payları bu hizmetlere en çok ihtiyaç duyan düşük gelirlileri etkilemiştir. Ayrıca gelir durumu eğitimle ve sağlık gereksinimlerini doğru olarak değerlendirme kapasitesi ile ilişkilidir. Tüm bu bilimsel gerçeklere rağmen, OECD tezlerindeki kabul, katkı paylarının sağlıklı olduğudur. İyi çalışan birinci basamak sağlık hizmetlerinin entegre edildiği bir USS, tüm hastalara kaliteli hizmet vermeyi ve aynı zamanda gereksiz harcamalardan kaçınmayı sağlayabilir. Ancak sağlık hizmetlerinin bilimsel temeldeki bu gibi rasyonel örgütlenmesi, karın motive ettiği Pazar sistemine dayalı bir sağlık organizasyonuyla her zaman çelişmektedir. İkinci basamak düzeyindeki reformlar ise hastane yataklarının azaltılması ile başlamıştır. Ayrıca hastaneler, bir diğeriyle hem genel hem de tanıyla ilişkili tıbbi maliyetler açısından kıyaslanarak rekabete sokulmuşlardır. Hastanede yatış günlerinin kısaltılması amacıyla her bir işlem için ortalama yatış süreleri hesaplanmış, buna göre hastaları daha fazla tutan hastaneler cezalandırılırken, daha çabuk taburcu edenler ödüllendirilmiştir. Hastaneler, belli bir bölgedeki tıbbi gereksinimleri karşılama görevi olan kuruluşlarken, artık her hastane özerkleştirilerek birer işletmeye dönüşmüştür. Temel amaçları ise kendi kendilerini destekleyebilir olmalıdır. Reformlar çerçevesinde yapılan müdahalelerden biri olan, desteklenen ilaçların azaltılması uygulamasının yerine daha sağlıklı önlemler alınması mümkündür. Örneğin kanıta dayalı jenerik ilaç listesinin hazırlanması gibi. Böylece mümkün olan her hastalık için gerekli ve en iyi tedaviler saptanarak, daha etkili ve daha az yan etkiye sahipse yeni ilaçların bu listeye eklenmesi ya da eskisiyle değiştirilmesi sağlanabilir. Hastaların gereksinimlerini göz önünde bulunduran ve maliyetleri azaltmak gibi dar bir
amacı olmayan bu gibi politikalar, daha kaliteli sağlık hizmeti ve ilaçların ücretsiz karşılanmasını sağlayabilir. Ancak bunun tersi olmuştur. Resmi Avrupa’nın çok uluslu lobilere karşı durma niyeti yoktur. Bunun yerine onların karını korur: “doktorların ilaçlarını nasıl yazdığını kontrol etmek ya da ilaç toptancılarının karlarını sınırlamak Avrupa ilaç politikasının görevleri arasında değildir. İlaç sanayisinin büyük karları, evrensel sağlık gereksinimleriyle açıkça çatışmaktadır.
Rekabet ve özelleştirme: Avrupa sağlık reformlarının içindeki rekabet mekanizmaları maliyet etkinliği artırmak için vazgeçilmez bir garanti olarak görülmüştür. Liberal dogma “pazarın görünmeyen eli” sosyal sektöre yerleştirilmiştir. Avrupa, sağlık hizmetlerinde “daha fazla pazarı” savunduğu zaman iki alanı tercih etmiştir: Hastaneler ve sigorta sistemleri. Günümüzde rekabetin sınırlı ve kontrollü olduğu iddia edilen tüm biçimleri teşvik edilmektedir.
İç Pazar (the internal market): Internal market terimi, sağlık hizmetlerine rekabetin dahil edilmesini tanımlamaktadır. Organize edilmiş bir iç pazar, İngiltere, İsveç, Finlandiya, İtalya ve İspanya’da rekabetin yerleştirilmesinde ilk adım olmuştur. USS’de müşteri ve hizmet sağlayıcı arasındaki sözde bölünme, finanse eden kuruluşa kamu ya da özel birçok kuruluşla pazarlık etmesine izin verir. Böylece rekabet mümkün olan en ucuz sağlık hizmetinin sağlanmasını destekler. Kamu hastaneleri için bu durum, çalyışma koşullarının kötüleşmesi ve ödeneklerin azalmasına rağmen işin hızlandırılması anlamına gelir. Eğer kamu hizmetlerindeki bakım kalitesi düşerse ne olur? Sorun değil; toplumun hayal kırıklığı gelecek özelleştirmeleri özendirmek için kullanılabilir.
Yönetilen rekabet (managed or directed competition): Hollanda sağlık reformunda bahsedilen yönetilen rekabet ilkesi, sağlık sigortasının büyük oranda özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Şirketler bir diğeriyle maliyet ve kalite temelinde rekabet eder, ancak ABD’deki şirketlerin çok sık yaptığı gibi risklerden kaçınma henüz uygulanmamaktadır. Bireyler sigortalarını seçerler ve sabit miktarlarda primlerini öderler. Maliyetlerin kalan kısmı sosyal sigorta ve vergiler yoluyla ödenir. Sigorta şirketleri sağlık hizmetleri için pazarlık yapar veya kendi sağlık hizmetlerini kurarlar. Finansman ve hizmet sağlayıcı arasındaki bölünme- ki kamu sektörünü daha maliyet etkin yapmak için çok gereklidir- özel sektörde aynı maliyet etkinlik adına uygulanmamaktadır. Gelecekte özel entegre sağlık sistemleri kurulacaktır.
Pazar hizmeti veya yönetilen hizmet (market care or managed care): ABD’de yönetilen hizmet olarak adlandırılan bu hizmet sigorta şirketleri arasındaki rekabetin major formudur. Biz daha geçerli olan Pazar hizmeti terimini öneririz. ABD’de özel sigorta şirketleri ve işçiler sağlık sisteminin finansçılarıdr. Sigorta şirketleri sürekli olarak mümkün olan en düşük maliyetler için yöntemler ararlar ve sağlık hizmetlerinin maliyetlerini, nitelik ve niceliğini belirlemeye kadar her şeye el atarlar. Devlet kontrolü minimaldir. Yukarıda belirtildiği gibi, hizmet sunumu ve finansmanı özel sağlık sisteminde de benzer şekilde evrimleşmiştir. Tekrar belirtelim, “kar için” özel sektör finans ve hizmetleri entegre ederken, kamu sektöründe ise hizmetler ve finansman “maliyet etkinlik” adına ayrılmaktadır! Pazar hizmeti, rekabet ve özelleştirmenin son basamağı olup, çok sınırlı devlet kontrolü altında büyük oranda özel sigorta şirketlerinin faaliyet gösterdiği bir modeldir. Sağlık hizmeti metalaşırken, itici güçler rekabet ve kardır. Artık Avrupa sağlık sisteminde bu mantık uygulanmaktadır. Hollanda’da sağlık sigortasının yarıdan fazlası özelleştirilmiş, Belçika’da tamamlayıcı sağlık sigortası daha önemli hale gelmiştir. Avrupa’da özel sigortanın sözde “kontrollü” uygulanması Truva atı gibi bir aldatmacadır. ABD’de de sistem “karsız” kabul edilerek uygulamaya konulmuştur. Sağlık sigortasındaki artan özelleştirme etkisi var olan dayanışma mekanizmalarını tehdit eden ve kapsam dışında kalanların artmasına neden olan sürecin hızlanması anlamına gelmektedir. Özel sigorta şirketleri, toplum için evrensel olarak ulaşılabilir sağlık hizmetlerinin uygun olmayan sunucularıdır. Kar etme hedefleri sosyal güvenlik ve evrensel sağlık hizmetleri hedefiyle çelişmektedir.
Rekabet etkinliği artırır mı?
Rekabet, etkinliği ve daha az parayla kaliteyi sağlayacağı kabulüyle özendirilmektedir. Ancak, İngiltere’de uygulandığından beri sürekli temel problemlere yol açmıştır. Diğer yandan rekabetin organizasyonu yönetsel maliyetlerde önemli artışlara neden olmuştur. Hızlandırılmış çalışma, taşeronlaşma, düşürülmüş ücretler yoluyla kazanılan paralar yönetim maliyetlerine gitmektedir. USS savunucuları sorunun rekabetteki yetersizlikten değil bütçenin yetersizlikten meydana geldiğini belirtirken, rekabetin savunucuları ise kaliteli hizmetin genel bütçedeki artışlarla sağlanmayacağını  ileri sürmektedirler. Freeman rekabetin işlevinin esas olarak USS’nin özelleştirilmesi hazırlıklarında eski rijiditeleri kırmakta kullanılan bir strateji olduğunu belirtmektedir.
http://www.ttb.org.tr/referandum2006/index.php?op ...;Itemid=43


ÖvgüYurtan
8 yıl önce - Sal 18 Nis 2006, 22:35

mükemmel bi haber,umarım hepsi gibi lafta kalmaz veya sınıflandırılmaya kalkınılmaz..


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET