Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 13
Haldun34

12 yıl önce - Cum 02 Arl 2005, 16:21

Alıntı:
Levent-Çeliktepe'den Dubai Towers
 
Levent, plazaların arka bahçesi, eğlenme, yemek yeme mekânı, otoparkı, klima-jeneratör avlusu ve çöplüğü olacak.

İstanbul Dubai Towers tartışması, Paris'teki "varoşların başkaldırısı" ile denk düşüyor. Metropoliten topluluktaki beklentiler açısından bu iki olgu birlikte okunmaya değer


13/11/2005 (327 defa okundu)


HAYDAR KARABEY (Arşivi)

"Yabancı sermayeye yaklaşımımız romantik ve ideolojik değil, pragmatik olmalı", Devlet Bakanı Ali Babacan, "Yabancı Yatırımların Yeni Gözdesi: Fırsatlar Ülkesi Türkiye". Siyasal İktidarın bu tesbitini aklımızın bir köşesine kaydettikten sonra Dubai Towers'ın çevresinde sanal bir gezinti yaparak bu yapılara farklı perspektiflerden bakalım diyorum.
İstanbul'dayız; çok kültürlü, çok katmanlı, yaşayan, dinamik ve gerilimli bir metropolde, dünyanın yükselen "trendy" ve "cool" metropolünde, yöneticilerin vizyon ve tasavvurlarını kışkırtan fırsatlar coğrafyasında, 4,000 yıllık uygarlıkların birikimini taşıyan topraklardayız. İmparatorların, Sultanların, Başkanların gözbebeği... Demirel'in birinci köprüyü, Özal'ın ikinci köprüyü ihsan ettiği bu kente karşı özel ilgi ve sevgisini saklamayan Erdoğan acaba İstanbul tarihine nasıl işaretler bırakmalı? Bu tür Tower'lar, İstanbul'a yeni simgesel işaretler arayışının gerektiği vizyonundan irdelenebilir. Yapılmak istenen bir "anıt" yaratmak, bir güç sembolü, bir çağ işareti gerçekleştirmek isteği olarak okunabilir. Mimar Belediye Başkanımızın hülyaları da farklı olmasa gerek.
Küresel metropol İstanbul açısından bakış: İki tarihsel dönüşümün üstüste düştüğünü görüyoruz İstanbul'da. Kırsallıktan yeni kopuşun göçebe/geçici davranışları ile metropolitenliğin hızlı amansız dönüştürme davranışları. İmparatorlukların başkenti "kozmo-polis" uluslararası ve yönetilemez "kozmopolit"e dönüşüyor. Yakınmalar, eleştiriler, tepkiler değişimin yarattığı tedirginlik ve uyumsuzluk ile, bir tür modernleşme karşısında kendini iyi hissedememe ile açıklanmalı. Elbette bu çılgın dünüşüm sürecinin başka yolları olup olmadığı da sorgulanabilir, alternatifler hatta ütopyalar önerilebilir...
Kentsel aktörlerin farklı bakışları: Çağdaş toplumbilimsel bir yaklaşıma göre, kentsel aktörler. Yerel-merkezi yönetimler/işadamları, yatırımcılar/plancılar, mimarlar/kullanıcılar, kentli, toplumun tüm kesimleri ile sivil toplum örgüt ve kuruluşlarından oluşur. Kentsel mekân ise, bu güçlerin zaman zaman muhalif veya destekleyici konumda olan zaman zaman da işbirliği veya çıkar çelişkisi içinde olan örgütlü veya örgütsüz çatışma ve uzlaşma süreçlerinin bir sonucu olarak biçimlenir. Bu anlamıyla siluete de yansıyan kent mekânı bir anlamda iktidar ilişkilerinin yeniden üretiminin de göstergesidir. Bu tanım, kentsel siluetteki camileri, otelleri olduğu kadar yeni türeyen gökdelenleri de açıklar.
İstanbul-Paris ekseninde toplumsal kültürel kopuşlara bir bakış: İstanbul Dubai Towers tartışması, Paris'teki "varoşların başkaldırısı" ile denk düşüyor. Metropoliten topluluktaki beklentiler açısından bu iki olgu birlikte okunmaya değer. Bir yanda Paris'te kültürel çatlama-parçalanma-kopuş ve ayrışma, yabancılaşma, marjinalleşme veya günün deyimi ile "ötekileşme" yerine İstanbul'da şimdilik bir gerçeklik olarak süren ancak sürecini tamamlamak üzere olan toplumsal katmanlar arasındaki akışkanlık karşılaştırılmalıdır. Türkiye tümüyle hâlâ bir ümitler toplumu. Metropoliten İstanbul'da henüz neredeyse tüm unsurların kentsel yaşama entegre olabilme kanalları açık. Caddebostan plajında donla denize giren ve mangal yapan toplum kesimleri, bu açık olma ve entegre olma dinamiğinin en görünür halidir ve bunu eleştiren İstanbul burjuvazisi, bu insanların Paris'teki gibi davranmayıp, kendi standartları çevresinde kentsel mekânda yer almaya devam etmelerine oturup kalkıp şükretmelidir. Fransa'daki "etnik ırkçılığa" gösterilen tepkinin bir benzeri burada, burjuvazininin ırkçılığına karşı henüz biçimlenmedi. Ama bu tepkileri yeşertecek tohumların varlığı öngörülmelidir.

Levent perspektifinden plazalar
1950'de genç Türkiye Cumhuriyeti'nin uygulamaya koyduğu modernleşme programı uygulanıyor ve bu yıllarda İstanbul'da Levent Çiftliği'nde, bahçeli düzende modern bir orta sınıf mahallesi kuruluyor. Bir model yerleşim olarak tasarlanan Levent'te, uygar bir yaşam için her türlü donanım düşünülüyor ve bugün artık gelişmiş olan tam 30 bin ağaç dikiliyor... 1980: Türkiye globalleşen dünya ile bütünleşme çabasındadır. Bu dönemin nimetleri yanı sıra, elbette kültürel yaşama ve mirasa olumsuz etkileri de olacaktır. Levent girişindeki parktaki bir tabela dikkat çekiyor: "Çağdaş şehircilik örneği Levent'e hoşgeldiniz!" 1990: Aynı parkta bir banka gökdeleni yükselir. Önce Demirbank, sonra HSBC, şimdi ise yarı yıkık bir yapı; tarihsel bir okuma için dramatik bir göstergeler dizisi! Levent bugün neredeyse İstanbul'da ayakta kalmış tek bahçeli konut bölgesi örneğidir ve Türkiye çapında korunması gereken bir 'Cumhuriyet mirası'dır. Ancak, İstanbul'un kuzeye doğru büyümesiyle Maslak koridoru tam bir gökdelenler eksenine dönüşür. Kulelendirilen bölgenin arka bahçesi, eğlenme, yemek yeme mekânı, otoparkı, klima-jeneratör avlusu ve çöplüğü ise Levent olacaktır. Büyük ofislerin gölgesinde yeşeren yüzlerce işyeri Levent evlerini işgal eder. Destek ofisleri, café-barlar, restoran-gece kulüpleri, anaokulları, hastaneler. Tower popülasyonunun arabaları ve servis araçları binlerce metre yarıçaplı bir daireye yayılır. Bu süreçte yapıların içi boşaltılır, ağaçlar kesilir. Levent, sosyal konut statüsünden kent merkezinde bahçeli villalar bölgesine, sonra da kirası onbinlerce dolarla ifade edilen mini plazalar yığınına dönüşüyor. Bugün bu mahallede, ancak bir avuç konut sahibi, bu dönüşüme karşı (bir STK savaşı ile) direnebiliyor.
Tüm bu gürültü içinde, Maslak ekseninin batı eteklerinden ve bölgenin barındırdığı (çalıştırdığı) olağanüstü dinamik, dönüşüme açık insanlarından nedense hiç söz eden yok. Buralara arkası dönük olarak yaşayan kentlimiz için bu "alan" sessiz kaldıkça, ciddi araştırmaları bile hak etmiyor. Örneğin, Çeliktepe'nin plazalar aracılığıyla kent ile bir entegrasyon ilişkisine nasıl girebileceği, yani bir anlamda barındırdığı dinamik nüfusun sınıf atlama beklentilerini, olası arsa spekülasyonları dışında nasıl gerçekleştirebileceği ve sonuçta farklı bir perspektiften, varoşların perspektifinden plazalaşma durumunun nasıl bir manzara arz ettiğini de bu bağlamda tartışmak gerekmez mi? Aynı bakış, mekân incelemeleri ile de desteklenirse, bir yanı Levent-Etiler-Boğaziçi, diğer yanı Çeliktepe-Kağıthane olan plazalar bölgesinin simetri ekseninde durduğu bir fiziksel-sosyal kesitin profili bizler için aydınlatıcı olmaz mı? Böyle bir kesit bize görüntünün diğer yüzünü, fiziksel ve sosyal anlamda, bir tür "ayın karanlık yüzünü" de gösterecektir. Olan bitene Çeliktepe-Sanayi-Kağıthane gözlüğü ile de bakılabileceği düşünülürse, bir değil birkaç İstanbul olduğu ve dolayısıyla birden çok İstanbullu kimliği varlığını kabul etmek zorunda kalırız. Hem dönüşümden rahatsız hem de bundan pay alma gayreti içinde olan tüm bu farklı kesimlerin ve aktörlerin, kent hakkındaki kararlarda ortak çıkarlar çerçevesinde uzlaşmaları hiç de kolay değil.


Yer seçimi ve altyapı
Gerçekten, iddia edildiği gibi metropollerde önce yapılar yapılır, sonra altyapı mı tamamlanır? Altyapı tamamlanıncaya kadar, insanlar kendi pisliklerinde mi debelenmelidir? Metropol inşaatların hiç bitmeyeceği huzursuz, sağlıksız bir yer midir? Gökdelenlerin birbirine Hong Kong'taki gibi beşer metre sokulduğu, müthiş bir yoğunluk alanı mıdır? Neden Hong Kong örnek de, Roma, Atina değil? Hedefler üçüncü dünyanın perspektifini aşamayınca Paris (La Defense), Londra (Docklands) gibi dünya metropollerinin iş merkezlerini nasıl yönettiğine bir bakın. İstanbul'da türeyen yeni yerleşimlerin neden hepsi, mesafelerinin Levent'e kaç dakika olduğu ile övünüyor? Neden herkes Levent'e üşüşüyor? "Asinus Asina Fricat" (Latince "eşek eşeğe sürtünür"). Yani yakın iletişim! Bu çağda? Güldürmeyin insanı! Buna düpedüz spekülasyon denir. Bu tür işyerlerine ihtiyacımız ne kadardır? Mevcutlardaki doluluk oranlarını bilen var mı? Tıpkı camilerde olduğu gibi, gereksinmelere bakmadan durmadan inşa mı etmeliyiz? Zirve talep aşamasında camilerde bu oranın yüzde 38'i geçmediği söyleniyor. O zaman, Göztepe Parkı'na önerilen cami ile Dubai Towers arasında, ideolojik-göstergebilimsel bir bağlantı kurulabilir mi?
Kentlilerin tüm bu konuları tartışmaya öncelikleri olduğunu söylemeye gerek bile yok. Bir: Bu projelerin seçimleri, mimari nitelikleri ve İstanbul gibi benzersiz bir kent ile kurdukları sorunlu ilişkiler açısından. İki: Bu projelerin kentli ile şeffaf ve katılımcı bir biçimde paylaşılmama biçimleri açısından


Haldun34

12 yıl önce - Sal 13 Arl 2005, 10:44

Alıntı:
'İstanbul' dosyası Brüksel'de

İSTANBUL Milliyet

İstanbul'un "Avrupa Kültür Başkenti" olması için hazırlanan adaylık dosyası Avrupa Komisyonu'na verilmek üzere dün Brüksel'e götürüldü. Simgesinde su, ateş, toprak ve hava temaları yer alan dosya, AKP Milletvekili Egemen Bağış, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu tarafından Frankfurt aktarmalı olarak Brüksel'e götürüldü.



Öyle gözüküyorki Istanbul bu yıl çok kuvvetli bir aday. Bence çok şanslı ve muhtemelen seçilir...



sayfa 13
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   123 ... 111213
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet